Makaleler

Kabir Azabı var mıdır?

Soru: Ölünce insan için “Kabir Hayıtında” sorgu-sual olmadığını söylüyorlar. Acaba bu doğru mu? Doğru ise münker-nekir melekleri diye bize öğretilen meleklerin görevi nedir?.

Cevap: Öncelikle şu hususu belirtmekte fayda görüyoruz. Kabir alemi ahiret hayatının ilk başlangıç yeri olması sebebiyle gaybi bilgidir. Gayb alemiyle ilgili bilgileri ise kendimizden söylememizin imkanı yoktur. Bu bilgilere ancak Kur’an ve Sünnetten ulaşmaktayız. Zaten Kur’an-ı Kerime ve Sevgili Peygamberimize dayanmayan gayb alemiyle ilgili bilgilere itibar edilmemelidir. Bizde sizin sormuş olduğunuz soruyu işte bu bağlamda cevaplamaya çalışacağız.

Kabir alemi Peygamber Efendimiz tarafından şöyle tarif edilmektedir. "Kabir,âhiret duraklarının ilkidir. Bir kimse eğer o duraktan kurtulursa sonraki durakları daha kolay geçer. Kurtulamazsa, sonrakileri geçmek daha zor olacaktır"[1] Kabir alemini sadece toprağın altına gömülmek anlamında düşünmemek gerekir. Kişi ister denizde ölsün ve orada kalsın, ister yanarak kül olsun ve külleri etrafa saçılsın, isterse toprağa gömülsün fark etmez bütün insanlar kabir alemini yaşayacaklardır.

Kur’an-ı Kerimde kabir azabından değil de mutlak manada kabirden bahsedilmektedir. İlgili ayetler şöyledir. Sur'a üfürülmüştür; böylece onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar halinde) süzülüp-giderler. (İşte o zaman:) Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahmân'ın vâdettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler! derler.”[2]Diri olanlarla ölüler de bir değildir. Gerçekten Allah, dilediğine işittirir; sen ise kabirlerde olanlara işittirecek değilsin.”[3]

Kur’an-ı Kerimde bir ayetin kabir azabından bahsettiğine dair bazı alimlerin görüşleri vardır. Bu ayette şöyle buyrulmaktadır. “Onlar sabah akşam o ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı gün de: Firavun ailesini azabın en çetinine sokun (denilecek)!”[4] Sabah akşam bölümü, berzah denilen, ölümle kıyamet arasındaki dönemde inkarcıların ruhlarına her gün sabah akşam cehennemdeki yerlerinin gösterileceği şeklinde yorumlanmış ve ayetin bu bölümü kabir azabının varlığına delil olarak gösterilmiştir.[5] Ayetin bu kısmında zikredilen husus Peygamber Efendimizin hadislerinde nasıl bildirilmiştir. Aşağıda Efendimizden hadisler zikrederek konumuzu izah etmeye çalışalım.

Kabir alemi nasıldır? Bu sorunun cevabını yine Sevgili Peygamberimizin hadislerinden anlayalım. Efendimiz şöyle buyurmaktadır. Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizden biriniz veya ölü kabre konulunca simsiyah mavi gözlü iki melek ona gelir onlardan birine münker diğerine nekîr denilir. O iki melek şöyle derler: Bu Muhammsed denilen adam hakkında ne dersin? O kimse ise ölmeden önce söylediğini aynen tekrar ederek: O Allah’ın kulu ve Rasûlüdür. Ben şehâdet ederim ki Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. Muhammed’de onun kulu ve elçisidir. O iki melek derler ki: Senin böyle söyleyeceğini biliyorduk. Sonra o kabir yetmiş arşın kadar genişletilir ve aydınlık hale getirilir ve rahatça yat uyu burada denilir. O kimse bu durumu benim aileme dönüp haber verebilir miyim? Deyince o iki melek; gelin güvey gibi rahatça uyu gelin güveyi olan kimseyi ailesinden en çok sevdiği kimse uyandırır derler. O kişi o kabirde mahşer için diriltilinceye kadar rahat rahat uyur.

O kabre konulan kimse münafık ise Muhammed (s.a.v.) hakkında sorulan soruya; İnsanların peygamber dediklerini duydum bende aynen öyle söyledim, gerçek midir? değil midir? bilemiyorum diyecek. Bunun üzerine o iki melek; senin böyle söyleyeceğini biliyorduk derler. O kabre, sıkıştır onu denilir, kabirde onu sıkıştırır da kaburga kemikleri yerlerinden oynar. Allah onu böylece mahşer günü uyandırıncaya kadar azab etmeye devam eder.”[6]

Kabir aleminde nasıl bir azap veya nasıl bir mükafat vardır sorusunun cevabını ise yine Peygamber Efendimizden alalım. İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir kimse öldüğü zaman ahiretteki kalacağı yer sabah akşam kendisine gösterilir o kimse Cennetliklerden ise Cennet’ten, Cehennemliklerden ise Cehennem’den olan yeri gösterilir ve ona işte senin oturacağın yer burasıdır, kıyamet günü Allah seni buraya gönderecek denilir.”[7]

Peygamber Efendimizden gelen bir başka hariste Efendimiz şöyle dua etmektedir. “Ben, kabir azabından, ateş azabınız­dan, hayât ve ölüm imtihan ve şiddetlerinden ve Deccâl Mesîh fitnesinden sana sığınırım.”[8] Bizlere kadar ulaşan bir başka hadiste cereyan eden bir olay hakkında Hz. Aişe Validemizden bizlere şu aktarılmaktadır. “Âişe(R)'den: Âişe'nin yanına bir Yahûdî kadını gi­rip, kabir azabını zikretmiş; akabinde de Âişe'ye hitaben: Allah seni kabir azabından korusun, diye duâ etmiş. Bunun üzerine Âişe, Rasûlullah'a kabir azabım sormuş. Rasûlullah (s.as.) da: "Evet, kabir azabı (hakktır, vardır)" buyurmuştur.Âişe: Ben bundan sonra Rasûlullah'ın hiçbir namaz kılıp da kabir azabından Allah'a sığınmayı terkettiğini görmedim, demiştir.”[9]

Sonuç itibariyle insan olarak biz hiç kimseyi azaba ve mükafata sokacak değiliz. İnsanların azap görüp-görmeyeceğine ise bizler karar vermemekteyiz. Bu sebeple Kur’an ve Sünnet birlikte değerlendirildiğinde; Kabir alemi denen bir hayatın var olduğu, bu alemde sorgu ve sualin var olduğu, günahkarların Cehennemi seyretmeleri sebebiyle cezalandırılacakları, Allah’ın razı olduğu kulların ise Cenneti seyretmek suretiyle mükafatlandırılacağı sonucuna varmaktayız. Her şeyin iç alemini ve her şeyi gerçek anlamda Rabbimiz bilmektedir.

www.guncelvaaz.com

Ahmet ÜNAL

Vaiz


 

[1] Tirmizî, “Zühd”, 5; İbn Mâce, “Zühd”, 32

[2] Yasin, 36/51-52

[3] Fatir, 35/22

[4] Mü’min (Gafir), 40/46

[5] Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, DİB yayınları, c.IV, s. 663

[6] Nesâî, Cenaiz: 114; Buhârî, Cenaiz: 86, Tirmizi, Cenaiz 70

[7] Buhârî, Cenaiz: 89, Tirmizi, Cenaiz, 70

[8] Buhari, Cenaiz, 86

[9] Buhari, Cenaiz, 86

İslam Alimi