Perşembe, 24 Ağustos 2017

Çocuklarımıza İbadet Bilincini Kazandırmak

Çocuk, üzerine yazılmaya hazır tertemiz bir sayfa gibidir. İyi veya kötü etkilere açıktır. Çocuklar, kendilerine söylenenlerden daha çok gördüklerine, yaşadıklarına ve tanık olduklarına itibar ederler. Sözlerden daha çok yaşadıkları, onlar üzerinde etkili olur. Bu bakımdan küçük yaştan itibaren onların İslam Dininin genel yapısına uygun bir şekilde yetişebilecekleri bir ortamda bulundurulmaları ve bu ortamın atmosferini solumaları son derece önemlidir. Hiç şüphesiz onların İslam Dinini en güzel şekilde anlama idrak etme ve hayata aktarmalarına yardımcı olacak en uygun ortamlardan biri de Ramazan ayıdır.

Çocuklar tertemiz bir yaratılışa sahiptir. Bu hususu Sevgili Peygamberimiz şöyle ifade etmektedir. “Hiçbir  çocuk yoktur ki fıtrat üzere doğmuş olmasın. Sonra onu annesi babası Yahudileştirir, Hıristiyanlaştırır veya Mecusileştirir…”[1] Hz. Peygamberin’de dile getirdiği üzere, çocuğa şekil veren başta anne ve babası olmak üzere çevresidir. Bu sebeple Çocukların bu temiz fıtratlarının korunması ve kirletilmemesi anne babalara düşen önemli bir görevdir.

Çocuklarımıza ibadetlerle ilgili alışkanlıkları kazandırırken bazı hususlara dikkat etmemiz gerekmektedir. Çünkü çocukluk zamanında verilen eğitim insan için hayatının boyunca unutmadığı ve hayatına aktardığı en temel unsurdur. Öncelikle çocuklarımıza ibadet alışkanlığını kazandırırken zorluk çıkarmayacağız, kolaylık göstereceğiz, asla nefret ettirmeyeceğiz sevgiyle yaklaşacağız. Efendimizin bizlere bildirdiği şu hadis en temel metodumuz olmalıdır.

يسِّرُوا وَلا تُعَسِّروا . وَبَشِّرُوا وَلا تُنَفِّرُوا

“Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.”[2]

Güzel alışkanlıklar kazandırayım derken yapılan yanlışlıklar o güzelliğe çocukların ulaşması yerine ondan nefret duymasına sebebiyet vermektedir. Özellikle zor kullanarak, sevgiyle yaklaşılmadan sadece emri vaki yaparak, hele hele en çok yanlış yapılan bir davranış şekli olan dayak atarak ibadetleri çocuklarımıza alıştırmamız mümkün değildir. Bizim yanımızda ibadet yapıyor gözüken çocuklarımız bizimle olmadıkları müddetçe asla ibadete yaklaşmayacaklardır. Sahabe çocuklarına oyuncak vermek suretiyle oruç tutmalarını sağlarmış.[3] Bizlerde kendilerine iftarlıklar almak suretiyle oruç alışkanlığını çocuklarımıza kazandırabiliriz. Camilerde kendilerine oynama imkanı tanıyabilirsek cami alışkanlığı kazandırabiliriz. Camiden kovulduğu için, onuru zedelendiği için camiye cemaate gitmeyen nice insanlar vardır. Bu sebeple sevecen tavırlarla, güzel bir üslupla, hediyeler ile, korkutmak yerine müjdelemek ile davranmak çocuklarımızın ibadetlerini en güzel şekilde yerine getirmelerine vesile olacaktır. Rahmet Peygamberi Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır. "Çocuklarınıza hoş muamelede (davranışta) bulunun ve onları güzel terbiye ediniz.”[4]

Çocuklarımızın maddi ihtiyaçlarını nasıl ki temin ediyor isek, çocuklarımızın manevi ihtiyaçlarını da öylece karşılamalıyız. “Zamanı geldiğinde kendi öğrenir” anlayışı pek doğru bir yaklaşım değildir. Nasıl ki, belli yaşa kadar biz çocuklarımızın yeme, içme, barınma gibi en temel ihtiyaçlarını karşılıyor ve herhangi bir yerde kendi başlarına bırakıp “zamanı geldi mi kendi yemesini, içmesini, giyinmesini, barınmasını karşılasın”  demiyor isek manevi ilkelerin benimsenmesinde de aynı şeyleri dememiz mümkün değildir. Her ebeveyn çocuğuna hayatını doğru bir şekilde geçireceği manevi birikimleri kendisine aktarmalıdır. Evlatlarımıza bırakacağımız en büyük servette budur. Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır. “Hiçbir baba, çocuğa güzel terbiyeden daha üstün bir hediye (miras) bırakmamıştır.”[5]

Çocuklarımızın güzel bir davranış içerisinde olmalarını, güzel ahlaki ilkeleri hayatlarına aktarıp çirkinliklerden kaçmalarını, Allah’ın ve kulların razı olacağı insanlar olmalarını arzu ediyorsak önce kendi hayatımızı düzgün bir hale getirme uğraşında olmalıyız. Bir çocuk için en önemli şey örnekliktir. Örnek olmak ise söz ile değil davranışlarla olmaktadır. Yalan söyleyen bir ana-baba çocuğundan doğru sözlü olmasını istese bile bunun gerçekleşme imkanı zordur. Yine zararlı alışkanlıklara bulaşmış, alkol alan, sigara içen, kumara bulaşmış vb. ana-baba çocuğuna sözle yapacak uyarılarda etkili olamayacaktır. İbadet hayatımızda böyledir. Namazımızı önce biz kılacağız, orucumuzu önce biz tutacağız ibadetlerimizi önce biz yapacağız, güzel ahlaklı olacağız, çirkin ahlaktan uzak duracağız sonrada çocuğumuza tavsiyelerde bulunacağız. İşte hem sözle hem de davranışla yapacağımız bu eğitim metodu çocuğumuz üzerinde hayat boyu silinmez bir etki bırakacaktır. Resul-ü Ekrem (s.a.s.) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır. “Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye gü­nâh olarak yeter.”[6]

İnsanın çocukluk dönemi, hayatının gençlik, olgunluk ve ihtiyarlık gibi diğer dönemlerini de etkilemektedir. Bu bağlamda “Ağaç yaşken eğilir” atasözümüzün de işaret ettiği gibi hayatımızın genelini etkileyen çocukluk döneminin en verimli bir şekilde geçirilmesine özen gösterilmelidir. Nasıl ki; bir binanın uzun bir dönem ayakta kalabilmesi için sağlam bir temele ihtiyaç varsa, evlatlarımızın da vatanımıza ve milletimize hayırlı bir nesil olabilmesi için bugünden onları ahlaken en güzel duygularla yetiştirip sağlam bir kişilik oluşturmaya öyle ihtiyaç vardır. Ramazan ayı ise ahlaken olgunluğa ulaştığımız bir aydır. Bu olgunluğu ve maneviyatımızı evlatlarımıza aktarmamız gerekmektedir.

Ramazanda evlerimizde önemli bir değişim yaşanır. İftarın getirmiş olduğu coşku, sahurun vermiş olduğu o tatlı huzur evlerimize bir başka hava katmaktadır. Ayrıca Ramazan öncesi evleri tatlı bir heyecan ve telaş kaplar. Ramazan dışında alınamayan bir çok yiyecek bu ayda borç harç alınır. Bu ayda, yemeklerin, tatlıların sayısı ve çeşidi çoğalır. Bu aydaki soframıza katmış olduğumuz zenginliği çevremizdeki komşularla, akrabalarımızla ve fakirlerle paylaşmalıyız. Ramazanda yoğun bir dini hayat vardır. Oruç, zekat, sadaka,  teravih, Kur’an tilaveti… Bütün bunlar çocuklar için çekici ilgilerdir. Onun bu ilgisini değerlendirerek ona Ramazanı, camii cemaati ve Kur’an’ı sevdirmenin yolları aranmalıdır.

Çocuklar son derece meraklı, hevesli, saf, temiz ve iyi niyetlidir.  Davranışları, düşünceleri ön yargısızdır. İçlerinden geldiği gibi, düşündükleri gibi davranırlar. Hayal dünyaları çok geniştir. Bu bakımdan Ramazan ayında yapacağımız her türlü güzelliklerin içinde çocuklarımızı da dahil etmeliyiz. Fakir kardeşimize yemek götürürken onu da yanımıza almalı böylece çocuğumuzun yardımlaşma duygusunu harekete geçirmeliyiz. Evimize misafir davet etmeli, iftar sofrasına misafirlerimizle beraber çocuğumuzu da dahil etmeli, akrabalık komşuluk ilişkisinin önemini yaşantımızla onun zihnine kazımalıyız.

Çocuklarımız dünya ve ahiret mutluluğunu elde etmelidirler. Bu mutluluğu yakalamada üzerimize düşen sorumluluğun bilincinde olalım. Nasıl ki bizler yetiştirilip, iyiliklerle donatıldı isek, çocuklarımızı da iyilikler donatmalı, ibadet anlayışını benimsetmeli, ahlaki olgunluğa ulaştırmalıyız. Çocuklarımızı cahil bırakmak suretiyle hem dünyalarını hem de ahiretlerini cehennem etmemeliyiz. Yüce Rabbimiz bu sorumluluğumuzu bir ayette bizlere şöyle aktarmaktadır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَاراً وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…”[7]

Çocukların ibadetlerini alışkanlık haline getirmeleri için Ramazan ayı tam bir fırsat ayıdır. Bu ayda özellikle en çok ihmal edilen namaz ibadeti çocuklarımıza kazandırılabilir. Gece bizimle beraber sahura kalkan çocuklarımızla beraber sahur bitiminde sabah namazını kılmak suretiyle ve akşam çocuklar için en büyük zevk olan teravih namazını beraber eda etmek üzere camiye götürmek suretiyle hem namaz, hem de cami alışkanlığı kazandırılabilir. Sevgili Peygamberimizin namazla ilgili bir hadisini sizlerle paylaşmak isterim. Efendimiz “Çocuk yedi yaşına girince, namaz kılmasını söyleyiniz.” buyurmaktadır.[8]

Çocuklarımız bizim başımızın tacı, gözümüzün nurudur. Evimizin neşe kaynağı olan çocuklarımız camimizin de neşe kaynaklarıdır. Bu sebeple cami içerisinde çocuklar arasında gülüşmeler hoş karşılanmalıdır. Nasıl ki, evimizde çocuklarımızın gülmesi hoşumuza gidiyor ve onların gülmeleriyle huzur buluyorsak, gönlümüz şenleniyorsa camide çocuk gülmesi bizlere sıkıntı değil huzur vermelidir. Bütün insanlara karşı özellikle de çocuklarımıza karşı nasıl davranmamız gerektiğini Kutsal Kitabımızdan öğrenelim. Yüce Rabbimiz bir ayette şöyle buyurmaktadır.

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظّاً غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الأَمْرِ

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile ve onlarla müşavere et…”[9]

Vaazımızı Sevgili Peygamberimizin bir hadisiyle sonlandıralım. Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır.

كُلُّكُمْ راعٍ ، وكُلُّكُمْ مسئولٌ عنْ رعِيَّتِهِ ، والأِمَامُ رَاعٍ ، ومسئولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ، والرَّجُلُ رَاعٍ في أَهْلِهِ ومسئولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ، والمرْأَةُ راعِيةٌ في بيْتِ زَوْجِهَا ومسئولة عنْ رعِيَّتِهَا ، والخَادِمُ رَاعٍ في مالِ سيِّدِهِ ومسئولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ، فكُلُّكُمْ راعٍ ومسئولٌ عنْ رعِيتِهِ

“Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi de bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. Erkek ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın kocasının evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr efendisinin malının çobanıdır; o da sürüsünden sorumludur. Netice itibariyle hepiniz çobandır ve güttüğü sürüden sorumludur.”[10]

Yüce Rabbim kendimizi, ailemizi, çocuklarımızı Allah’ımızın ve insanların razı olacağı kullardan eylesin. Ramazan ayının feyiz ve bereketini hanelerimize yansıtsın. Geceniz mübarek olsun. Allah’a emanet olun.

www.gunvelvaaz.com

Ahmet ÜNAL

Vaiz


 

[1] Müslim, Kader, 22

[2] Buhari, İlim, 1

[3] Buhari, Savm, 46

[4] Seçme Hadisler, DİB yayınları, s.122

[5] Tirmizi, Birr, 33

[6] Ebu Davut, Zekat, 45

[7] Tahrim, 66/6

[8] Ebû Dâvûd, Salât 26

[9] Al-i İmran, 3/159

[10] Riyazü’s-Salihin, Hadis No:302