Salı, 12 Aralık 2017

Sihir, sözlükte gizli olan şeydir. Göz boyama ve hile yoluyla insanları yanıltma anlamlarına gelir. Türkçemizde “Büyü” ve “Efsun” diye adlandırılmaktadır. Sihrin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Sihirle uğraşan insanlar, tarihin ilk dönemlerinden günümüze kadar var olmuştur. İnsanları aldatmaya yönelik bu davranışların en büyük etkisi insan ruhu üzerinde olmaktadır.

Büyü, İslâm'dan önceki toplumlarda ve dinlerde de gelecekten haber verme, tılsımla tedavi etme, cincilik ve falcılık yapmak sûretiyle kehanette bulunma gibi davranışlar biçiminde bir çıkar vasıtası olarak kullanılmıştır.

Büyünün asıl amacı, insana ve olaylara etki ederek çok avlama, balık tutma, hayvan yetiştirme, düşmanı yenme, zarara uğratma veya öldürme, çocuk, ürün ve mal çoğaltma, hastalıktan kurtulma, kısaca kişilere etki ederek iyilik ya da kötülük etmek sûretiyle bir menfaat sağlamadır.[1]

Düşünceyi bozan, insan aklını şaşırtan ve gönülleri çelen sihir, yedi büyük günahtan sayılmıştır. Konumuzla alakalı Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmaktadır. “İnsanı helak eden yedi şeyden sakınınız. Bunlar nedir diye sorulduğunda şöyle buyurdu: Allah’a şirk koşmak, sihir ve büyü yapmak, Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı insanı öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, harpten kaçmak ve namusuna düşkün Müslüman kadınlara zina iftirası atmak.”[2]

Sihir ve büyünün asıl niteliği, hayali bir şeyi hakikat zannettirecek şekilde insan ruhu üzerinde aldatıcı bir tesir meydana getirmesidir. İnsanları birbirine düşüren, toplumu büyük fitnelere götüren sihir, dinimizce yasaklanmış, sihirle büyüyle uğraşanların dünyada da ahrette de perişan olacakları Yüce Rabbimizce bildirilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Musa kıssası bizlere aktarılırken özellikle sihirbazların sihirlerinin sadece göz boyamaktan ibaret olduğu, sihirbazların asla iflah bulmayacakları şöyle anlatılmaktadır.

“Sihirbazlar: “Ey Mûsâ! Ya önce atmayı tercih edersin, ya da ilk atan biz oluruz” dediler. Mûsâ: “Yok, (önce) siz atın” dedi. Bir de ne görsün, onların ipleri ve değnekleri yaptıkları sihirden dolayı kendisine hızla sürünür gibi görünüyor. Bunun üzerine Mûsâ içinde bir korku hissetti. Şöyle dedik: “Korkma (ey Mûsâ!). Çünkü, sensin en üstün olan.” “Sağ elindekini (değneğini) at ki, onların yaptıklarını yutsun. Şüphesiz yaptıkları bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nereye varsa kurtuluşa eremez.” (Mûsâ’nın değneği, sihirbazların ipleriyle değneklerini yutunca) sihirbazlar hemen secdeye kapandılar ve, “Hârûn ve Mûsâ’nın Rabbine inandık” dediler. Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.” Sihirbazlar şöyle dediler: “Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih etmeyeceğiz. Artık sen vereceğin hükmü ver. Sen ancak bu dünya hayatında hüküm verirsin.” “Şüphesiz ki biz; günahlarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri affetmesi için, Rabbimize inandık. Allah’ın vereceği mükafat daha hayırlı ve daha kalıcıdır.”[3]

Yukarıda aktarmış olduğumuz ayetlerde sihirbazların Hz. Musa’nın kendilerine gösterdikleri şeyin sihir değil de mucize olduğunu çok iyi anladıklarından dolayı iman ettikleri dile getirilmektedir. Özellikle ayetlerde Firavun tehdidine rağmen Allah’a inanan sihirbazların bir daha imandan geri dönmeyecekleri zikredilmektedir. Bu ayetler bize göstermektedir ki, sihirbazlar kendilerinin yaptıklarının ancak bir göz boyama olduğunu çok iyi biliyorlar ve bununla ancak halkı kandırabiliyorlar. Günümüzde sihir yapan insanların yapmış oldukları şeylere itibar etmemeli ve sadece Yüce Rabbimizden sakınmalıyız. Bize sihir yapılmasından çok korkmaktayız. Sakınmamız gerekenden sakınmamız yerine korkularımızdan sakınmakta ve bunun sonucunda bizde sihir yapanların tuzağına düşmekteyiz. Bizlere büyü yapılır endişesiyle büyücülere gitmek, büyü yaptırıldı diye yine büyücülere başvurmak asla doğru bir davranış olmayacaktır.

Kur’an-ı Kerim’in sondan bir önceki süresi Felak süresinde Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır.

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ {} مِن شَرِّ مَا خَلَقَ {} وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ {} وَمِن شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ {} وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ {}

De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”[4] Süre-i celilede büyü yapanların, sihirle uğraşanların şerli kimseler olduğu vurgulanmaktadır. Bu şerleri kendilerini helake götürmekle kalmayıp, diğer insanlara da sıkıntı vermektedirler. Ancak yapmış oldukları bu sihirlerden Allah’a sığınmak gerekmektedir. Bu sürede sığınma mercii olarak Allah bildirilmektedir. Bizlerde Yüce Rabbimize tam anlamıyla güvenmek zorundayız.

Sihir ve büyü yapmak ne kadar günahsa Müslüman’ın herhangi bir problemini çözmek için büyücüye gitmesi aynı şekilde günahtır. Sevgili Peygamberimiz bu duruma şöyle dikkat çekmektedir. “Bazı şeyleri uğursuzluğa yoran ve başka birine bu tür yorumlar yaptıran, fala bakan veya baktıran sihir yapan ve yaptıran bizden değildir. Kim bir falcıya giderde onun söylediğini doğrularsa o kimse Muhammed (s.a.v.)’e indirileni inkar etmiş olur.”[5]

Günümüzde sihir ve büyünün çokça yaygın olduğunu üzülerek görmekteyiz. Her kesimden insanlar bu yanlışlığın içinde düşmüştür. İşlerini sihirle ve büyüyle çözme yoluna gidenler öncelikle şunu düşünmelidirler. Sihir ve büyü yapanlar, işlerimizi çok güzel bir şekilde halledebilecekleri ideasında bulunuyorlar. Eğer bu doğruysa neden kendi sıkıntılarına çare bulamıyorlar. Kendilerine büyü yaptırmaya gelen insanların paralarıyla geçimlerini karşılayan bu insanlar, eğer yaptıkları doğruysa neden büyüyle kendi paralarını çoğaltamamaktadırlar. Kendilerini çok güçlü gördüğümüz bu insanlar kendilerine gelen zorlukları engelleyebiliyorlar mı? O Kadar güçlü iseler neden kendi ölümlerine engel olamıyorlar? Hastalara şifa bulduklarını söyleyen bu insanlar neden hastanelere gidip orda doktorlara tedavi olup gerekirse ameliyat oluyorlar? Bu gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Bizler şu sorunun cevabını aramalıyız. Kendilerine fayda sağlayamayan insanlar başkasına nasıl fayda sağlayabileceklerdir? Yüce Rabbimiz bir ayette şöyle buyurmaktadır.

وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُواْ لَمَنِ اشْتَرَاهُ مَا لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْاْ بِهِ أَنفُسَهُمْ لَوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ

“…Halbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi.”[6]

Büyü temelinde menfaat olan bir davranış olduğundan din ve kutsal tanımaz. Büyüde Tanrının irade ve kudreti üstünde işler başarabilme iddiası vardır.[7] Bu sebeple, bizlerde gücümüzün yettiği kadar büyüden ve büyü ile uğraşanlardan kaçınmalıyız. Dua ve niyazda bulunmalıyız.

Sonuç itibariyle; bugün çok büyük bir sektör haline gelen büyücülük, hep bizlerin sayesinde bu hale gelmiştir. Talep olmasaydı talebe cevap verecek insanlarda olmazdı. Mesela müşteri olmasa tüccarlık da olmazdı. Biz bu gibi şeylere itibar etmeyelim ki, yalan ve düzenbazlıkla geçimlerini sağlayan bu insanlarda yaygın hale gelmesin.

Vaazımızı Sevgili Peygamberimizin sihir yapmayan, yaptırmayan ve uğursuzluğuna inanmayanlar için bildirdiği şu müjde ile son veriyorum.

“(Geçmiş) ümmetler bana gösterildi. Peygamber gördüm, yanında üç-beş kişilik küçük bir grup vardı. Peygamber gördüm, yanında bir iki kişi bulunuyordu. Ve peygamber gördüm, yanında kimsecikler yoktu. Bu arada önüme büyük bir kalabalık çıktı. Kendi ümmetim sandım. Bana ‘Bunlar Mûsâ’nın ümmetidir, sen ufka bak!’ dediler. Baktım; (çok) büyük bir karaltı. ‘İşte bunlar senin ümmetindir. İçlerinden hesapsız-azabsız cennete girecek yetmiş bin kişi vardır’ dediler.”

(İbni Abbas diyor ki) Söz buraya gelince Peygamber aleyhisselâm kalkıp evine gitti. Oradaki sahâbîler bu hesapsız-azabsız cennete girecek yetmiş bin kişinin kimler olabileceği hakkında konuşmaya başladılar: Kimileri, “Bunlar peygamberin sohbetinde bulunanlar olmalıdır” derken, kimileri, “Bunlar İslâm geldikten sonra doğup, şirki tanımamış olanlardır” dediler. Daha başka birçok görüş ileri sürenler oldu.

Onlar bu meseleyi tartışırken Peygamber aleyhisselâm çıkageldi.

- “Ne hakkında konuşuyorsunuz?” diye sordu.

- Hesapsız-azabsız cennete gireceklerin kim oldukları hakkında konuşuyoruz, dediler.

Bunun üzerine Nebi sallallahu aleyhi ve sellem:

- “Onlar büyü yapmayan, yaptırmayan, uğursuzluğa inanmayan ve Rablerine güvenenlerdir” buyurdu.[8]

Yüce Rabbim Kendi rızasından bizleri ayırmasın. İnsanların şerrinden, şerlilerin şerrinden bizleri korusun. Her daim iyi işlerle meşgul olmayı, kötü davranışlardan bizleri korusun. Allah’a emanet olun.

www.guncelvaaz.com

Ahmet ÜNAL

Vaiz 


 

[1] Dini kavramlar Sözlüğü, DİB. Yayınları “Büyü” md.

[2] Riyazü’s Salihin, Hadis No:1797

[3] Taha, 65-73

[4] Felak, 1-5

[5] Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2, 429.

[6] Bakara, 2/102

[7] TDV. İlmihal, c.2, s.154

[8] Riyazü’s Salihin, Hadis No:75