Perşembe, 20 Temmuz 2017

 Kutlu Doğum Vaazı-2015

İslam Müslümanlar arasında manevi bir kardeşlik tesis etmiştir. Bu kardeşlik ana-baba bir kardeşlikten daha kapsamlı tüm Müslümanları birbirlerine gönül bağıyla bağlayan bir kardeşliktir. Bu kardeşlik dünyanın neresinde, rengi, ırkı, cinsi ne olursa olsun birlik ve beraberlik içinde dipdiri bir İslam Kardeşliğidir.

İslam Kardeşliği sınır tanımaz. Sınırlar ötesinde, Filistin'de, Bangledeş'te, Myanmar'da, Mısır'da ve yüreklerin yandığı Suriye'dedir.

Sadece kendi hayatımızı önemsediğimiz bir hayat tarzımız olamaz. Sadece ibadetlerimizi yapmakla mükellefiyetlerimizi yerine getirmiş olmayacağız. İbadetlerimiz Rabbimize yaptığımız yolculuğumuzda bizim için bir aydınlıktır. Ancak kardeşlerimizin hak ve hukuklarını ihmal ve ihlal etmek bu yolculuğumuzu sekteye uğratacaktır. Her devirde muhtaç olduğumuz muhacir-ensar kardeşliğini bu çağda yeniden hatırlama ve hayata aktarma vaktinin geldiğini bilmemizi arzu ediyorum. Çünkü kamil bir müslüman olabilmenin yolu, dünya ve ahiret cennetini elde etmenin yolu Müslüman kardeşlerimizin haklarına riayet etmekledir.

Bizler Müslüman’ız. Bizler birbirimizin manevi kardeşleriyiz. Birbirimize karşı sorumluluklarımız var. Yapmamız gereken sorumluluklar olduğu gibi yapmamamız gereken sorumluluklarda var.

Peki nasıl bir kardeşlik!

Kendimiz için istediğimizi Müslüman Kardeşimiz için istememiz gereken bir kardeşlik.

Bizler Müslüman olarak bize ne yapılmasını arzu ediyorsak Müslüman kardeşimize de öyle davranmamız gerekir. Şahsımıza yapılmasını hoş karşılamadığımız bir şeyi başkasına yapmak hem insani değildir, hem de Efendimiz bundan bizleri nehyetmiştir. Bir hadislerinde Hz. Fahr-i Kainat (s.a.s) şöyle buyurmaktadır.

مَنْ أحبَّ أن يُزَحْزحَ عن النَّارِ ، ويَدْخَل الجنَّةَ ، فلتَأتِهِ منِيَّتُهُ وهُوَ يُؤمِنُ باللهِ واليَوْمِ الآخِرِ ، وَلْيَأتِ إلى النَّاسِ الذي يُحِبُّ أنْ يُؤْتَي إليْهِ

"Kim, cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulmayı isterse, ölümünü, Allah'a ve âhirete inanmış olarak karşılasın. Bir de başkalarına karşı, kendisine nasıl davranılmasından hoşlanıyorsa öyle davransın."[1]

Müslüman Müslüman’ın manevi kardeşidir. Bu kardeşlik Yüce yaratan tarafından tesis edilmiştir. Hepinizce malum olduğu üzere Hucurat süresinde şöyle buyrulmaktadır.

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

“Şüphesiz müminler birbiri ile kardeştirler; öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin; Allah'tan sakının, umulur ki merhamet olunursunuz.”[2]

Sevgili Peygamberimiz Müslümanlar arasında bulunması gereken kardeşliği bize şöyle bildirmektedir.

المُسْلِمُ أَخُو المُسْلِمِ ، لا يظْلِمُه ، ولا يُسْلِمهُ ، منْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حاجتِهِ ، ومَنْ فَرَّج عنْ مُسْلِمٍ كُرْبةً فَرَّجَ اللَّهُ عنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يوْمَ الْقِيامَةِ ، ومَنْ ستر مُسْلِماً سَتَرهُ اللَّهُ يَوْم الْقِيَامَةِ

“Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.”[3]

 

Müslüman'ın Müslüman’a yalan söylemediği, aleyhinde yalan yere şahitlik yapmadığı bir kardeşlik.

Günümüzde en çok ihlal ettiğimiz yasakların başında yalan gelmektedir. Akla gelen ilk çare yalana başvurmak gibi çok hatalı bir davranışımız var. Bu hususu ise hepimiz bilmekte ancak hayata aktaramamaktayız.

Kur’an-ı Kerimde şöyle buyrulmaktadır.

وَالَّذِينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَ وَإِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَاماً

“Onlar yalan yere şahadet etmezler; faydasız bir şeye rastladıkları zaman yüz çevirip vakarla geçerler.”[4]

Sevgili Peygamberimiz ise doğru söylemenin ne kadar değerli olduğunu yalanın ise kişiye nasıl sıkıntılar getireceğini şöyle bildirmektedir.

إنًَّ الصِّدْقَ يهْدِي إلى الْبِرِّ وَإنَّ البرِّ يهْدِي إلى الجنَّةِ ، وإنَّ الرَّجُل ليَصْدُقُ حتَّى يُكتَبَ عِنْدَ اللَّهِ صِدّيقاً، وإنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إلى الفُجُورِ وإنَّ الفُجُورًَ يهْدِي إلى النارِ ، وإن الرجلَ ليكذبَ حَتى يُكْتبَ عنْدَ اللَّهِ كَذَّاباً

"Şüphesiz ki sözde ve işte doğruluk hayra ve üstün iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğrucu) diye kaydedilir. Yalancılık yoldan çıkmaya (fucûr) sürükler. Fucûr da cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında  çok yalancı (kezzâb) diye yazılır".[5]

Bazen konuştuklarımızın nereye gittiğini bilmeyiz. Bazen konuşmak için konuşuruz. Hiçbir hikmet aramayız. Oysaki bu davranış doğru bir davranış değildir. Müslüman yapmış olduğu her işi en güzel şekilde yapmalıdır. Yoksa önemsemediğimiz bir söz neticesinde başımıza birçok sıkıntı gelebilir. Yunus Emre bu hususu şöyle şiirleştirmiştir.

 

Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz.
Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz.
Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı,
Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz.

Kişi bile söz demini, Demeye sözün kemini,
Bu cihan cehennemini, Sekiz cennet ede bir söz.
Yunus şimdi söz yatından, söyle sözü gayetinden,
Pek sakın o sah katından, Seni ırak ede bir söz.

Sevgili Peygamberimiz ise bir hadislerinde önemsiz saydığımız sözlerin bizlere neler kazandırıp neler kaybettirdiğini şöyle bildirmektedir.

إنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالكَلِمةِ مِنْ رِضْوَانِ اللَّهِ تَعَالى مَا يُلقِي لهَا بَالاً يَرْفَعُهُ اللَّه بهَا دَرَجاتٍ ، وَإنَّ الْعبْدَ لَيَتَكلَّمُ بالْكَلِمَةِ مِنْ سَخَطِ اللَّهِ تَعالى لا يُلْقي لهَا بالاً يهِوي بهَا في جَهَنَّم

"Kul, Allah'ın hoşnut olduğu bir sözü önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onun derecesini yüceltir. Yine bir kul Allah'ın gazabını gerektiren bir sözü hiç önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onu bu sözü sebebiyle cehennemin dibine atar."[6]

 

Müslüman'ın Müslüman’a kötü söz söylemediği, gıybetini yapmadığı bir kardeşlik.

Öncelikle bir ayet ile bu hususu ifade etmeye çalışalım. Yüce Rabbimiz Nur süresinde müminler arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu edenlerin ahirette sıkıntı bir durumla karşılaşacağını şöyle bildirmektedir.

إِنَّ الَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذِينَ آمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

“Müminler arasından hayâsızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve ahirette can yakıcı azap vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz.”[7]

Toplumumuzda vazgeçilemeyen yanlışlıklar arasında gıybet etmek, kötü, küfürlü, şerli, gönül kıran söz söylemekte üzülerek görmekteyiz ki mevcuttur. Oysaki Müslüman’a, gıybet etmek, kardeşine kötü sözler söylemekte yasak kapsamına alınmıştır.

Kur’an-ı Kerimde gıybet yasağı bizlere şöyle bildirilmektedir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيراً مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضاً أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ

“Ey inananlar! Zannın çoğundan sakının, zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin suçunu araştırmayın; kimse kimseyi çekiştirmesin; hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz; Allah'tan sakının, şüphesiz Allah tövbeleri daima kabul edendir, acıyandır.”[8]

Ebu Hureyrenin rivayet ettiği ve zaman zaman hatırlatılan bir hadiste Efendimiz (s.a.s) gıybeti şöyle tarif etmektedir.

وعنْ أبي هُرَيرةَ رضي اللَّه عنهُ أنَّ رسُول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : « أَتَدْرُونَ ما الغِيبةُ؟» قَالُوا : اللَّه ورسُولُهُ أَعْلَمُ . قال : « ذِكرُكَ أَخَاكَ بما يكْرَهُ » قِيل : أَفرأيْتَ إن كان في أخِي ما أَقُولُ ؟ قَالَ : « إنْ كانَ فِيهِ ما تقُولُ فَقَدِ اغْتَبْته ، وإنْ لَمْ يكُن فِيهِ ما تَقُولُ فَقَدْ بهتَّهُ »

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

- "Gıybet nedir, bilir misiniz?"

- Allah ve Resûlü daha iyi bilir, dediler. Hz. Peygamber:

- "Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir şey ile anmandır" buyurdu.

- Söylenenayıpeğerokardeşimdevarsa,ne dersiniz?" diye soruldu.

- "Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet ettin;  yoksa, o zaman  ona iftira ettin demektir," buyurdu.[9]

Üzülerek görmekteyiz ki günümüzde küfürlü konuşmalar yaygın hale gelmiştir. Oysaki Müslüman’a küfür etmek fasıklık alametidir. Biz bunu Efendimiz (s.a.s)’den şöyle öğrenmekteyiz.

سِباب المُسْلِمِ فُسوقٌ ، وقِتَالُهُ كُفْرٌ

"Müslüman’a sövmek fâsıklık, onunla savaşmak küfürdür."[10]

Peki, nasıl konuşacağız. Efendimiz bir hadislerinde konuşmayla ilgili nasıl bir davranış modeli benimsememizi veciz bir şekilde bizlere şöyle aktarmaktadır.

مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَاليَوْمِ الآخِرِ فَليقُلْ خَيْراً ، أوْ ليَصْمُتْ

"Allah'a ve âhiret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun."[11]

Hadis-i şeriflerde ve ayetlerde görmekteyiz ki; elinden ve dilinden müminlerin emin olmadığı kimse gerçek anlamda iyi bir Müslüman olamamış demektir. Hayır söylemeyi beceremediğimiz zamanlarda susmak en güzel ilkedir. Çünkü “söz gümüşse sükût altındır.” Söylemiş olduğumuz her şey kayıt altına alınmakta ve ahirette mutlaka karşımıza çıkartılacaktır.

 

Müslüman'ın Müslüman’a koğuculuk yapmadığı, lafını taşımadığı bir kardeşlik.

Yüce Rabbimiz koğuculuk yapanlara itibar etmememizi bizlere bildirmektedir.

وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ {} هَمَّازٍ مَّشَّاء بِنَمِيمٍ {} مَنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ {} عُتُلٍّ بَعْدَ ذَلِكَ زَنِيمٍ {} أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ

“Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.”[12]

Koğuculuk (nemime) olarak ifade edilen laf taşımak Müslüman’a yakışmayan sıfatlardandır. Ayrıca böyle davranışlar sergileyenlerin cennete giremeyeceği uyarısı vardır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) hadislerinde şöyle buyurmaktadır.

لا يَدْخُلُ الجنةَ نمَّامٌ

"Koğuculuk yapan cennete giremez."[13]

أنَّ رَسُول اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : مرَّ بِقَبريْنِ فقال : «إنَّهُمَا يُعَذَّبان ، وَمَا يُعَذَّبَانِ في كَبيرٍ ، بَلى إنَّهُ كَبيرٌ : أمَّا أحَدُهمَا ، فَكَانَ يمشِي بالنَّمِيمَةِ، وأمَّا الآخرُ فَكَانَ لا يسْتَتِرُ مِنْ بولِه

 Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  yanından geçmekte olduğu iki mezar hakkında şöyle buyurdu:

"Bu ikisi, kendilerince büyük olmayan birer günahtan dolayı  azâb  görüyorlar. Evet, aslında (günahları) büyüktür.  Biri koğuculuk yapardı. Diğeri ise, idrarından sakınmaz, iyice temizlenmezdi."[14]

  

Müslüman'ın Müslüman’ı hor görmediği, onu alaya almadığı ona lanet etmediği bir kardeşlik.

Müslümanları hor görmek, alaya almak ve onlara lanet etmek Müslüman’a yakışmayacak davranışlardandır, Kur’an ve sünnette yasak kapsamına alınmıştır. Yüce Rabbimizin ayetleri ve Sevgili Peygamberimizin bu husustaki hadisleri şöyledir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَومٌ مِّن قَوْمٍ عَسَى أَن يَكُونُوا خَيْراً مِّنْهُمْ وَلَا نِسَاء مِّن نِّسَاء عَسَى أَن يَكُنَّ خَيْراً مِّنْهُنَّ وَلَا تَلْمِزُوا أَنفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْأَلْقَابِ بِئْسَ الاِسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْإِيمَانِ وَمَن لَّمْ يَتُبْ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

“Ey inananlar! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın; inandıktan sonra yoldan çıkmış olmak ne kötü bir addır. Tevbe etmeyenler, işte onlar zalimlerdir.”[15]

بِحَسْبِ امْرِيءٍ مِنَ الشَّرِّ أن يحْقِرَ أخَاهُ المُسْلِمَ

"Müslüman kardeşini hor görmesi kişiye kötülük olarak yeter." [16]

لا تَلاعنُوا بلعنةِ اللَّه ، ولا بِغضبِهِ ، ولا بِالنَّارِ

"Birbirinize Allah'ın lâneti, gazâbı ve cehennem azâbı  ile lânet ve beddua etmeyiniz!"[17]

لَيْس المؤمِنُ بِالطَّعَّانِ ، ولا اللَّعَّانِ ولا الفَاحِشِ ، ولا البذِيِّ

"Olgun mü'min, yerici, lânetçi, kötü iş  ve kötü söz sahibi olamaz."[18]

 

Müslüman'ın Müslüman’a küsmediği, ilişkisini kesmediği, ona sırtını dönmediği bir kardeşlik.

Aynı inancı gönlünde bulunduranlar arasında mutlak manada olması gerekenler vardır. İnanan kardeşine karşı, merhamet göstermek, yumuşak davranmak, mütevazı olmak, şefkatle muamele etmek bunlardan bir kaçıdır. Bu saymış olduğumuz davranışların zıddı ise asla inananlar arasında bulunmaması gereken davranışlardır ki, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)’in bir hadislerinde yapmamamız gerekenler bizlere şöyle bildirilmektedir.

لا تَباغَضُوا ، ولا تحاسدُوا، ولاَ تَدابَرُوا ، ولا تَقَاطعُوا ، وَكُونُوا عِبادَ اللَّهِ إخواناً ، ولا يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أنْ يهْجُرَ أخَاه فَوقَ ثلاثٍ

"Birbirinize kin tutmayınız, hased etmeyiniz, sırt dönmeyiniz ve ilginizi kesmeyiniz. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz. Bir müslümanın, din kardeşini üç günden fazla terk etmesi helâl değildir."[19]

Okumuş olduğumuz hadis-i şerif bizlere çok büyük mesajlar vermekte, toplum hayatımızda neler yapmamamız gerektiğini bize bildirmektedir. Hadiste ön plana çıkan şu hususlar çok önemlidir.

Buğzetmek: Müslüman’ın sevdikleri, saygı duydukları olabileceği gibi, sevmedikleri, buğzettikleri, kin besledikleri de olacaktır. Bu da pek tabiîdir. Zira sevgi ne kadar tatlı ve sıcak; buğz ve kin ne kadar sert ve soğuk görülürse görülsün, "Allah için" oldukları zaman, aralarında fark kalmaz, her ikisi de aynı hükümde birleşirler. Her ikisi de "en üstün amel" derecesine yükselirler. Nitekim Efendimiz (s.a.s) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır. "Amellerin en üstünü Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, kin tutmaktır" buyurmuştur.[20] Bu sebeple de bir müslümanın bir başka müslümana buğzetmesi, her şeyden önce kardeşlik kavramına ve duygusuna ters düşer. Ancak buğz, tamamen dini kaygılar sebebiyle ve Allah rızâsı için olursa, o zaman sakıncalı olmaktan çıkar ve olumlu bir anlam kazanır.

Haset: Başkasının sahip bulunduğu maddî mânevî bir değerin onun elinden çıkmasını istemek demek olan haset, dilimizde kıskançlık kelimesiyle karşılanmaktadır. Bu mânada müslümanların birbirlerini kıskanmaları, çekememeleri, her birinin yekdiğerinin imkânlarında, malında, mülkünde, mevki ve makamında gözü olması, önce kardeşlik hukukuna sığmaz, sonra da toplumda emniyet ve güven bırakmaz.

Sırt çevirme: Buğz ve haset birer duygu idi. Sırt çevirmek ise, bu duygulara dayalı olarak, düşmanlık olsun diye müslümanlara arkasını dönme, görüşüp konuşmama, onlardan kopma demektir ve bu bir davranıştır. Müslümanların birbirlerine arka vermeleri, destek çıkmaları gerekirken, birbirlerine sırt dönmeye kalkışmaları, elbette "kardeşlik"le bağdaşmaz. O yüzden de yasaklanmıştır.

İlişki kesme: Maddî mânevî bütün ilişkileri koparma, müslümanlarla ilgilenmeme demektir. Eskiler buna kat-ı alâka derler. Kardeşler arasında, ciddî ve meşrû bir sebebe dayanmayan bir ilişki kesme, çok ciddî mânada bir bozgun alâmetidir.

Küsme, konuşmama: Çok farklı sebeplere dayalı olarak insanlar birbirlerine kızabilir, küsebilirler. Ancak bunun makul ve meşrû bir sürede sona erdirilmesi gerekir. Bu süre hadîs-i şerîfte en fazla üç gün olarak belirlenmiştir. Üç güne kadar küs durmanın hiç bir sakıncası yoktur, sanılmamalıdır. Onun da sakıncası vardır ama küsme olayı üç günü taşarsa, işte o zaman açıkca "haram" sınırına girmiş olur. Kişisel değil de tamamen dinî sebeplerle üç günden fazla küs durulabilir.[21]

Günümüzde bazı gerekçeler ön plana sürerek küslüğü devam ettirenlerimiz vardır. Bu karı-koca arasında olabileceği gibi, ana-baba çocuklar arasında, kardeşler, akrabalar, komşular arasında olabilmektedir. Üzülerek görmekteyiz ki, bu küslüğü çok uzun sürelere taşıyanlar vardır. Hani bir sözü dinlenmediği için çocuklarını evlatlıktan reddedenler, eşlerini boşayanlar, kardeşliklerini bitirenler, ahbaplığını sonlandıranlar vardır. Hatta bazıları bunu bir şerefmiş gibi anlatırlar. Yaptıklarının ne kadar önemli olduğunu zannederlerde insanlara ibretlik bir ders vermek isterler. Oysaki bu durum insani ve İslami değildir. Böyle olanlara şöyle seslenmek istiyorum. “Ya, Rabbimiz bizim yaptığımız gibi bir kere bize karşı hata edildiğinde hata edeni yanımızdan kovduğumuz ve özrünü kabul etmediğimiz gibi, hata edip, günah işlediğimizde bizi kulluğundan kovsaydı ve bizi bir daha kulluğuna kabul etmeseydi ve tövbelerimizi kabul etmeseydi? Bizim halimiz nice olurdu!” Bu hususun ne kadar yanlış olduğunu ve küslüğün kişiye neler kaybettirdiğini bildiren bir hadisi beraberce yeniden düşünmemiz gerektiğini sizlerle paylaşmak isterim. Hz. Resul-i Ekrem (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyuruyor.

تُفْتَحُ أبْوابُ الجَنَّةِ يَوْمَ الاثنَيْنِ ويَوْمَ الخَمِيس ، فَيُغْفَرُ لِكُلِّ عبْدٍ لا يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيئاً ، إلاَّ رجُلاً كانَت بيْنهُ وبَيْنَ أخيهِ شَحْناءُ فيقالُ : أنْظِرُوا هذيْنِ حتَّى يصطَلِحا ، أنْظِرُوا هذَيْنِ حتَّى يَصطَلِحا

"Pazartesi ve perşembe günleri cennet kapıları açılır. Din kardeşi ile aralarında düşmanlık bulunan kişi dışında Allah'a şirk koşmayan her kulun günahları bağışlanır. (Meleklere) siz şu iki kişiyi birbiriyle barışıncaya kadar tehir edin, evet siz bunları birbiriyle barışıncaya kadar tehir edin! buyurulur."[22]

 

Müslüman'ın Müslüman’a haset etmediği bir kardeşlik.

Biraz önce sizlerle paylaşmış olduğum hadiste haset inananların birbirlerine haset etmemeleri istenmekte idi. Bu yasağın psikolojik ve sosyolojik sebebini Efendimiz (s.a.s)’in şu hadisten öğrenmekteyiz.

إيَّاكُمْ والحسدَ ، فإنَّ الحسدَ يأكُلُ الحسناتِ كَما تَأْكُلُ النًارُ الحطبَ ، أوْ قال العُشْبَ

"Haset etmekten sakının. Zira, ateşin odunu (veya otları) yiyip bitirdiği gibi haset de iyilikleri yer bitirir."[23]

Haset insanları yapmamaları gerektiren şeyleri yaptıran, yapmaları gereken şeyleri ise yaptırmayan bir davranış bozukluğudur. Bu öyle bir davranış bozukluğudur ki; Kur’an-ı Kerim’de böyle olanların şerrinden Allah’a sığınılması tavsiye edilmektedir.

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ {} مَلِكِ النَّاسِ {} إِلَهِ النَّاسِ {} مِن شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ {} الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ {} مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ {}

De ki: "İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların İlahı, insanların Hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım."[24]

Ayet ve hadisler gereği Müslüman’da bulunmaması gereken yanlış davranışlardan biride hasettir. Haset kendimizi ve kardeşliğimizi yiyip bitirmeden biz bu yanlış davranıştan vazgeçmeliyiz.

 

Müslüman'ın başına gelenlere sevinilmediği, üzüntüsünün paylaşıldığı bir kardeşlik.

İnsanların başına gelen sıkıntılara sevinmek insani bir vasıf değildir. Hele hele bir Müslüman’ın kardeşinin başına gelen felaketi için sevinmesi ise asla düşünülebilecek bir şey değildir. Efendimiz (s.as.)’de bu durumun yanlışlığını ve bu tutumu benimseyenlerin neler ile karşılaşabileceğini bizlere şöyle bildirmektedir.

لا تُظْهِرِ الشَّمَاتَة لأخيك فَيرْحمْهُ اللَّهُ وَيبتَلِيكَ

"Kardeşinin uğradığı felâketi sevinçle karşılama! Allah onu rahmetiyle o felâketten kurtarır da seni derde uğratır."[25]

Atasözü olarak kullandığımız bir veciz söz vardır. “Gülme komşuna gelir başına.” Bu söz tamda konumuzu özetlemektedir.

 

Müslüman'ın Müslüman’ı aldatmadığı bir kardeşlik.

Aldatmak aldanmanın en büyük işaretidir. Çünkü aldatanlar kazançlı çıktıklarını zannederek bunu yapmaktadırlar ki, buda kaybetmenin başladığı noktadır. Bu sebeple aldatma insanın kendisiyle çelişmesi, kendi eliyle kendini tehlikeye atması demektir. Müslüman ise bilinçli insandır. Kendi kaybını hazırlayacak bir yanlışlığın içinde olmaz, kardeşini aldatmaz.

Üsve-i Hasene olan Efendimiz (s.a.s) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır.

منْ حمَلَ عَلَيْنَا السِّلاحَ ، فَلَيْسَ مِنَّا ، ومَنْ غَشَّنَا ، فَلَيْسَ مِنَّا

"Bize silah çeken bizden değildir. Bize hile yapıp aldatan da bizden değildir."[26]

Efendimizin hayatında bir kesitle aldatmanın tehlikesini iyice zihinlerimize yerleştirelim. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem pazarda bir buğday sergisine uğradı. Elini buğday yığınının içine daldırdı, parmakları ıslandı. Bunun üzerine satıcıya:

- "Ey zâhîreci! Bu ıslaklık nedir?" buyurdu. Adam:

- Ey Allah'ın Resûlü! Yağmur ıslattı, dedi. Resûl-i Ekrem:

- "İnsanların görüp aldanmaması için o ıslak kısmı ekinin üstüne çıkarsaydın ya! Kim bizi aldatırsa, bizden değildir" buyurdu.[27]

 

Netice itibariyle iyi bir Müslüman olmak asıl hedefimiz olmalıdır. İyi bir Müslüman olmanın yolu ise sadece ibadetlerimizi yapmaktan geçmiyor. İmanımızı kemale erdirip, salih bir amelle beraber güzel bir ahlakla donanmalı, kul hakkından gücümüzün yettiği kadar sakınmalıyız. Efendimiz (s.a.s)’in şu hadisi bizlere ışık tutmalıdır.

المُسْلِمُ منْ سَلِمَ المُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ ويدِهِ ، والمُهَاجِرُ منْ هَجَر ما نَهَى اللَّه عنْهُ

" (İyi) Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emin olduğu kişidir. (Asıl) muhâcir de Allah'ın yasakladıklarını terk edendir."[28]

Sizlerle paylaşmaya çalıştığımız Müslüman kardeşimizin dokunulmaz hakları konulu vaazımızı Sevgili Peygamberimizin (s.a.s), anlattıklarımızı özetleyecek ve yapmamız gerekenleri bizlere bildirecek bir hadisleriyle sonlandırıyoruz.

إيًاكُمْ والظَّنَّ ، فإن الظَّنَّ أكذبُ الحدِيثَ ، ولا تحَسَّسُوا ، ولا تَجسَّسُوا ولا تنافَسُوا ولا تحَاسَدُوا ، ولا تَباغَضُوا، ولا تَدابَروُا ، وكُونُوا عِباد اللَّهِ إخْواناً كَما أمركُمْ . المُسْلِمُ أخُو المُسْلِمِ ، لا يظلِمُهُ ، ولا يخذُلُهُ ولا يحْقرُهُ ، التَّقوى ههُنا ، التَّقوَى ههُنا  ويُشير إلى صَدْرِه  بِحْسبِ امريءٍ مِن الشَّرِّ أن يحْقِر أخاهُ المسِلم ، كُلُّ المُسلمِ على المُسْلِمِ حرَامٌ : دمُهُ ، وعِرْضُهُ ، ومَالُه، إنَّ اللَّه لا يَنْظُرُ إلى أجْسادِكُمْ، وَلا إلى صُوَرِكُمْ ، وأعمالكم ولكنْ يَنْظُرُ إلى قُلُوبِكُمْ

"Zandan sakınınız. Çünkü zan (yersiz itham), sözlerin en yalan olanıdır. Başkalarının konuştuklarını dinlemeyin, ayıplarını araştırmayın, birbirinize karşı öğünüp böbürlenmeyin, birbirinizi kıskanmayın, kin tutmayın, yüz çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları! Allah'ın size emrettiği gibi kardeş olun.

Müslüman müslümanın kardeşidir: Ona haksızlık etmez, onu yardımsız bırakmaz, küçük görmez. (Göğsüne işâret ederek) Takvâ buradadır, takvâ buradadır!”

"Kişiye, müslüman kardeşini hor görmesi kötülük olarak yeter. Müslümanın her şeyi, kanı, namusu ve malı müslümana haramdır.”

"Şüphesiz ki Allah, sizin bedenlerinize, görünüşünüze ve mallarınıza değil, kalplerinize kıymet verir."[29]

Bu Cuma vaazımızda Müslüman olmamızın gerekliliği olan kardeşlik hukukumuzun nasıl olması gerektiği üzerinde durduk. Kardeşlerimizin dokunulmaz haklarını sizlerle paylaşmaya çalıştık.Vaazımıza başlarken söylediğimiz şu hususu vaazımızın sonunda sizlere yeniden hatırlatmak isterim. Dünyanın neresinde olursa olsun Müslüman Müslüman'ın kardeşidir. Bu kardeşlik ana-baba kardeşliğinden daha ulvi bir kardeşliktir. Geliniz! Kardeşlerimizin haklarına riayet edelim. Geliniz birbirimize sırt dönmeyelim. Kardeşlerimizin yaralarına merhem olalım. Küslükleri sonlandıralım. Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın kardeşlerimizle saflarımızı sık ve düzgün tutalım. Ayrışmayalım.

Yüce Rabbim kendi rızasına uygun işleri hayatımıza aktarmayı nasip eylesin. Müslüman kardeşlerine karşı yanlış davranışlar içerisinde olanlardan değil, her daim kul hakkını gözetip, dünya ve ahiret mutluluğunu kazananlardan eylesin. Allah’a emanet olun.

 

www.guncelvaaz.com

Ahmet ÜNAL

Uzman Vaiz

 

 

 

[1] Müslim, İmare 46

[2] Hucurat, 49,10

[3] Buhari, Mezalim 3

[4] Furkan, 25/72

[5] Buhari, Edeb 69

[6] Buhari, Rikak 23

[7] Nur, 24/19

[8] Hucurat, 49/12

[9] Müslim, Birr 70

[10] Buhari, İman 36

[11] Buhari, Edep 31

[12] Kalem, 68/10-14

[13] Buhari, Edep 49

[14] Buhari, Vudu 55

[15] Hucurat, 49/11

[16] Müslim, Birr 32

[17] Ebu Davut, Edep 45

[18] Tirmizi, Birr 48

[19] Buhari, Edeb 57

[20] Ebû Dâvûd, Sünnet 2

[21] Riyazü’s-Salihin, Tercüme ve Şerhi, Erkam yay. s. 558-560

[22] Müslim. Birr 34

[23] Ebu Davut, Edeb 44

[24] Nas, 114/1-6

[25] Tirmizi, Kıyamet 54

[26] Tirmizi, Büyu 72

[27] Müslim, İman 164

[28] Buhari, İman 4

[29] Müslim, Birr 28 Vaazımızda kullandığımız hadislerin tercümeleri: Riyazü’s-Salihin, Tercüme ve Şerhi, Erkam yay. alınmıştır.