Salı, 12 Aralık 2017

Hz. ALİ (R.A.)

Yarın Hz. Ali Efendimizin Şehit Edilişinin yıldönümü. Bu günü hatırlamak, acısının hala daha kalbimizde olduğunu vurgulamak, ciğerimizin pare pare olduğunu ifade etmek ve O’nun o güzel şahsiyetini anmak ve anlamak için bugün bu güzel mekanda Rabbimizin evinde bir araya geldik. Müminlerin halifesi gönlümüze taht kurmuş o ender şahsiyeti hayatımıza aktarmak için toplandık. Burada bulunuşumuzun bize güzellikler getirmesini Hz. Ali Efendimizin hayatı gibi bir hayat yaşam sürmemizi bizi yaratan Rabbimizden dileyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Kıymetli Cemaatimiz, Dostluğa değer veren, gönülleri muhabbetle, sevgiyle ve hoşgörüyle yoğrulmuş Değerli Gönül Dostları Hz. Ali Efendimizi hayatlarında yaşatan güzel insanlar selam sizin ve bizim üzerimize olsun.

Öncelikle, Dosta dost olan gönül insanı, Allah’ın Aslanı, Zülfikarın Sahibi ve gönüllerimize taht kuran Hz. Ali Efendimizin o eşsiz hayatını sizlere aktarmak isterim.

Hz. Ali Efendimiz, Resulullah'ın amcasının oğlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebû Talib, annesi Kureyş'ten Fâtıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalib'tir. Künyesi Ebu'ı Hasan ve Ebû Tûrab (toprağın babası), lâkabı Haydar; ünvanı Emîru'l-Mü'minin'dir. Ayrıca 'Allah'ın Arslanı' ünvanıyla da anılır.

 Hz. Ali küçük yaşından beri Resulullah'ın yanında büyüdü. On yaşında İslâm'ı kabul ettiği bilinmektedir. Hz. Hatice'den sonra müslümânlığı ilk kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Hatice'yi bir gün ibadet ederken gören Hz. Ali'ye Peygamberimiz şirkin kötülüğünü, tevhidin manasını anlattığında Hz. Ali hemen müslümân olmuştu.

 Mekke döneminde her zaman Resulullah'ın yanındaydı. Kâbe'deki putları kırmasını şöyle anlatır:

 "Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe'ye gittik. Resul-u Ekrem omzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamayacağımı anladı, omzumdan indi, beni omzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufukları tutacak sanıyordum. Kâbe'nin üzerinde bir put vardı, onu sağdan soldan ittim. Put düştü, parça parça oldu. Resulullah'ın omuzlarından indim. İkimiz geri döndük." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).

 Resul-u Ekrem, en yakın akrabasını uyarmak ve hakkı tebliğ etmek hususunda Allah'u Teâlâ'dan emir alınca onları Safa tepesinde toplayıp ilâhî emirleri tebliğ edince, Kureyş müşrikleri onunla alay etmişti. İkinci toplantıyı yapmasını Hz. Ali (r.a.)'ye bıraktı, Ali de bir ziyafet hazırlayarak Hasimoğullarını davet etti. Resulullah yemekten sonra: "Ey Abdülmuttaliboğulları, ben özellikle size ve bütün insanlara gönderilmiş bulunuyorum.

 İçinizden hanginiz benim kardeşim ve dostum olarak bana bey'at edecek" dedi.Yalnız Ali (r.a.) kalktı ve  orada Resulullah'a onun istediği sözlerle bey'at etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem, "Kardeşimsin ve vezirimsin "  diyerek Hz.Ali'yi taltif etti.

 Hz. Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri, sahiplerine verilmek üzere Ali'ye bıraktı ve o gece Hz. Ali, Resulullah'ın yatağını da yatarak müşrikleri şaşırttı. Böylece Hz. Ali, Hz. Peygamber'i öldürmeye gelen müşrikleri oyalayarak onun yerine hayatını tehlikeye atmış, bu suretle Peygamber'e hicreti sırasında zaman kazandırmıştır. Hz. Ali, Peygamberimiz'in kendisine bıraktığı emanetleri sahiplerine verdikten sonra Medine'ye hicret etti. Medine'de de Hz. Peygamber'in devamlı yanında bulundu, bütün cihat harekâtlarına katıldı, Uhud'da gâzî oldu. Bedir'de sancaktardı. Aynı zamanda keşif kolunun başındaydı; hakim noktaları tesbit ederek Hz. Peygamber'e bildirdi. Bu mevkiler işgal edilerek, Bedir'de önemli bir savaş harekâtını başarıya ulaştırdı.

Bedir gazasının başlamasından önce, Kureyşliler'le teke tek dövüşen üç kişiden biriydi. Bu döğüşte, hasmı Velidb. Muğire'yi kılıcı ile öldürdüğü gibi, Hz. Ebû Ubeyde zor durumdayken yardımına koştu ve onun hasmını da öldürdü. Kendisine "Allah'ın Arslanı" lâkabı ve Bedir ganimetlerinden bir kılıç, bir kalkan ve bir de deve verildi.

 Hz. Ali, Bedir savaşından sonra Hz. Peygamber'in kızı Hz. Fâtıma ile evlendi. Nikâhını Hz. Peygamber kıydı. O zamana kadar Resulullah'la oturan Hz. Ali nikâhtan sonra ayrı bir eve taşındı. Hz. Ali'nin, Hz. Fâtıma'dan Hasan, Hüseyin, Muhsin adlı üç oğlu ve Zeynep, Ümmü Gülsüm adlı iki kızı oldu.

 Hicret'in üçüncü yılında Uhud savaşında, müslümân okçuların hatası yüzünden müşrikler müslümânların üzerine saldırmışlar ve Hz. Peygamber de yaralanarak bir hendeğe düşmüş ve düşman onun öldüğünü yaymıştı. Hâlbuki o sırada düşmanlarla çarpışarak gerileyen Hz. Ali, Hz. Peygamber'in içine düştüğü hendeğe ulaşarak, onu korumaya almıştı. İki tarafın da kazanamadığı bu savaşta Hz. Ali birçok yerinden yaralanarak gazi oldu.

 Hz. Ali Mekke'nin fethi sırasında yine sancaktardı. "Koda" mevkiinden Mekke'ye girdi. Mekke kan dökülmeden fethedildi. Hz. Peygamber ile birlikte Kâbe'deki bütün putları kırdılar.

 Mekke'nin fethinden sonra Resulu Ekrem, Hâlid b. Velid'i Benu Huzeyme kabilesine gönderdi. Bu kabile ya cehaleti, ya da bedevî olmalarından, "müslümân olduk" anlamındaki "eslemna" kelimesi yerine "sabbena" dediği için Hâlid b. Velid hiddetlendi ve onlarla harp etti. Hz. Peygamber olayı duyunca çok üzüldü. Hz. Ali'yi bu hatayı telâfi ile görevlendirdi. Hz. Ali Benu Huzeyme'ye giderek öldürülenlerin diyetini ödeyip mağdur olanların zararlarını telâfi etmişti.

 Huneyn gazasında müslümânlar bir ara bozulup dağıldılar. Sayıları binleri bulduğu halde içlerinden ancak birkaç kişi sabredip dayanabildi. Hz. Ali bu savaşta yalnız sabırla tahammül etmekle kalmayarak gösterdiği yiğitlik ve kumandanlıkla İslâm ordusunun kendi safında toparlanmasını sağladı.

 Resulu Ekrem hicretin 9. yılında Tebük seferine çıkarken Hz. Ali'yi ehl-i beytin muhafazası için Medine'de bıraktı, ancak bu sefere katılamadığı için müteessir oldu. Bunun üzerine Resulullah: "Musa'ya göre Harun ne ise, sen bana karşı o olmak istemez misin?" dedi. Ali, bu iltifattan çok memnun oldu.

  Yemen bölgesinin İslâm'a girmesi zordu. Görev yine Ali b. Ebi Talib'e verildi. Hz. Ali "Bu çok güç bir iş" dedi. Resulullah da "Ya Rabb, Ali'nin dili tercümanı, kalbi hidayet nurunun memba olsun" diye dua edince, Ali, siyah bir bayrak alarak Yemen'e gitti, kısa süren irşadları sayesinde Yemen'in bütün Hemedan kabilesi müslümân oldu.  Hz. Peygamber'in vefatı sırasında, hücresinde bulunanların başında geliyordu.

 Hz. Osman'ın şehâdetinden sonra İslâm'ın ileri gelen şahsiyetleri ona bey'at ettiler. Ancak onun bu dönemi Allah'ın bir takdiri olarak son derece karışık bir dönem oldu. Hilâfete geçtiğinde hâlledilmesi gereken bir çok problemle karşı karşıya kaldı. Bu karışıklıklar Cemel ve Sıffın gibi iç çatışmaları doğurdu. İslâm devleti bünyesindeki bu ihtilâfları giderme konusunda büyük fedakârlık ve gayretler gösterdi.

 Nihayet, Kûfe'de 40/661 yılında bir Hârici olan Abdurrahman b. Mülcem tarafından sabah namazına giderken yaralandı. İki gün evinde yattıktan sonra hicretin 40. yılı Ramazan ayının 21. günü bu yaranın etkisiyle şehid oldu.

 Hz. Ali devamlı olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yanında bulunduğu için Tefsir, Hadîs ve Fıkıhta sahabenin ileri gelenlerindendir. Hatta Resulullah'ın tabiri ile "ilim beldesinin kapısı" olarak ümmetin en bilgini idi.

   Hz. Ali âbid, kahraman, cesur, iyilikte yarışan, takva sahibi ve son derece cömertti. Hz. Ali'nin "Zülfikâr" adı verilen meşhur bir kılıcı vardı. Kılıcın ağzı iki çatallı idi ve Hz. Ali'ye Resulullah tarafından hediye edilmişti.

 Hz. Ali'nin cömertliği, insanîliği, Resulullah'a olan yakınlığıyla edindiği büyük manevî miras onu yüzyıllardır halk inançlarında destani bir kişiliğe büründürmüştür. Bir gün onun dört dirhemi vardı. Birini açıktan, birini gizliden birini gündüz, birini de gece infak etti ve hakkında şu ayet-i kerime indi:

الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُم بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرّاً وَعَلاَنِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

"Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık olarak infak edenler. Onlar için Rabbleri katında karşılıkları vardır ve üzülecek de değillerdir." (el-Bakara, 2/274).

 Hz. Ali Efendimizi daha iyi anlamak için kendisinden nakledilen bir çok güzel vecizelerini sizlerle paylaşmak isterim.

 "Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz, kıymetinden neler kaybettiğini anlarsınız."

 "İnsanın yaslanıp Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsız Cennet'e girmesinden daha hayırlıdır. "

 "Kul ümidini yalnız Rabbi'ne bağlamalı ve günahları yalnız kendini korkutmalıdır. "

 "Cahil, bilmediğini sormaktan utanmasın. Âlim, içinden çıkamayacağı bir meselede en iyisini Allah'u Teâlâ bilir' demekten sakınmasın."

 "Sizin için korktuğum şeylerin en başında, nefsinin isteğine uymak ve uzun emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alıkoyar; ikincisi ise ahreti unutturur. "

 "Amellerin en zoru üçtür. Bunlar; nefsin hakkını verebilmek, her halde Allah'u Teâlâ'yı hatırlayabilmek, kardeşine bol bol ikramda bulunabilmektir."

 "Takva, hataya devamı bırakmak; aldanmamaktır . "

 "Kalpler, kaplara benzer. Hayırlı olanı, hayırla dolu olanıdır."

 "Bana bir harf öğretenin kölesi olurum. "

Acelenin meyvesi yanlışlıktır.

Akıllı kişi, tecrübelerden ibret alan kimsedir.

Azla yetinen kimse zengindir.

Başkalarını ıslah etmek istiyor isen önce kendini ıslah etmelisin. Kendin fasid olduğun halde başkalarını ıslah etmeye kalkışman en büyük ayıplardandır.

Bilgi gibi hazine olamaz.

Cahil dosttan ziyade akıllı düşmanına güven.

Doğru, dürüst ve nazik kişileri seçin, çıkar ummadan ve korkmadan acı gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.

Dostlarıma dost olanları çok severim. ve onların kıymetlerini de dostlukların dereceleriyle ölçerim.

Dostunun düşmanını, kendine dost seçme.

Dünyanın en değerli hazinesi öğüttür, ama ondan ucuzu da yoktur.

Eğer başkalarını ıslah etmek istiyorsan önce kendini ıslah et. Kendin fasid olduğun halde başkalarını ıslah etmekle çalışmak çok büyük bir kusurdur.

En güzel ahlak, tevazu, yumuşaklık ve tatlı dilde bulunur.

Güler yüz, dostluk yaratır

Her nereye baksam Allahı görürüm.

İlim meclisi, cennet bahçesidir.

İnsanlarla öyle geçinin ki öldünüz mü ağlasınlar size; sağ kaldınız mı sevgiyle çağırsınlar sizi.

Kıskançlık, insanın kalbi ve sinirleri üzerinde kötü etkiler bırakır ve insanı hasta eder.

Kıymetli dinleyenlerim.

Hz. Ali Efendimizin şehit edilişinin acısı halen daha kalbimizdedir. Bu hadise hepimizi derinden yaralamıştır. Bu olay bize göstermiştir ki, Müslümânlar içerisine giren bir fitne çok tehlikeli boyutlara bürünmektedir. Hepimiz aynı yola inanmış Müslümân kardeşleriz. Aramızı kimsenin bozmasına izin vermeyiz. Çünkü biz aynı kitaba inanmış, Sevgili Peygamberimizin Ümmeti, Hz. Ali Efendimizi gönül tacı etmiş, onun sözcüleriyiz. Biz “Yaratılanı hoş görürüz Yaratandan ötürü” diyenleriz. Biz biriz. Binimiz biriz ve birimiz bin ederiz.

Camimize uzaktan yakından gelerek bizleri dinlediğiniz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Hepinize saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum. Sözlerimi, Hz. Ali Efendimizin sevgisinin kalbimize yerleşmesi ve bir daha çıkmaması için ve kendisinin yaşadığı hayat gibi bir hayatın bizlerinde yaşaması için dua ederek noktalamak istiyorum. Allah’a emanet olun.

                                                                                                                                

www.guncelvaaz.com

Ahmet ÜNAL

Vaiz