Perşembe, 20 Temmuz 2017

 

مَّا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّهِ وَمَا أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَّفْسِكَ

 

"Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir." (Nisa, 4/79)

 

İnsan hayatının olmazsa olmazlarının başında hürriyet gelmektedir. Bir insan esaret altına düşüp hürriyeti elinden alınırsa hayat artık yaşanmaz hale gelir. Bu sebeple hürriyet önemlidir. Hürriyetin timsali olan vatan önemlidir. Vatan sadece toprak parçası değildir. Vatan, hür yaşama demektir. Vatan, kültürün şekillendiği yerdir. Vatan, tarihimizdir. Vatan, töremizdir. Vatan, canımızdır. Vatan, namusuzdur. Vatan, geçmişim geleceğimizdir. Vatan, sevgimizdir. Vatan, uğruna kanımızı akıttığımızdır. Bu husus şu mısralarda ne güzel ifade edilmektedir.

'Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır

Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır' 

Vatan müdafaasından maksat, sadece sahip olunan toprakları korumak olmayıp, bunun arka planındaki esas gaye, o topraklar üzerinde yaşayan insanların dinini, canını, malını, ırz ve namusunu korumak ve milletin fertlerini hürriyet içinde yaşatmaktır. Yüce Milletimiz bu gayeyi en güzel şekilde gerçekleştirmiş, tarihte eşine az rastlanır bir mücadele ile dört biryandan gelen yedi düvel düşmanlara karşı koymuştur.  Bayrağını gönderden indirtmemiş, namusunu çiğnetmemiş, ezanını dindirtmemiş, vatan uğruna canını malını feda etmiştir.

İçerisinde bulunmuş olduğumuz Ağustos ayının son haftasının bizler için ayrı bir yeri vardır. Bu hafta Zafer haftasıdır.  Bu hafta 22 Ağustos 1922’de Afyonun düşman işgalinden kurtuluşuyla başlayan, 26 Ağustos 1922’de Büyük Taarruzla devam eden ve nihayet 30 Ağustos 1922’de Kurtuluş Savaşının zaferle neticelendiği bir haftadır.

Yüzyıllarca yerleşmiş olduğu ülkelere adalet götüren, hiçbir din mensubuna ayrım göstermeksizin onları bağrına basan, insanlara asla zulmetmemiş Osmanlı Devleti birçok hatalar, gaflet ve ihanetler neticesinde güçsüz hale getirilmiş, I. Dünya Savaşıyla bağımsızlık Müslüman Milletimiz için tehlikeye düşmüş idi. İşte böyle bir zaman diliminde bağımsızlığına, vatanına, bayrağına, dinine, milletine özüne bağlı kahraman Milletimiz toparlanmaya başladı. Samsunda başlayan, Erzurum’da, ardından Sivas ve Ankara’da yapılan toplantı ve kongreler ile devam eden bağımsızlık meşalesi artık iyice aydınlanmaya başlamış ve bütün Yurdu aydınlatmaya başlamıştı.

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra imzalanan Mondros Mütarekesi'yle birlikte Anadolu'nun birçok vilayeti düşman birlikleri tarafından işgal edilmiştir. İşgal edilen Ülkemizde dört cephede devam eden savaşlar ile Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen düşman askerlerine karşı Milli Mücadeleye başlanmış, şanlı milletimiz içerisinden birçok kahramanlar ön plana çıkmış, Müslüman Milletimiz Vatanını düşman ordusuna çiğnetmemiştir. Erzurum’da Nene Hatun, Kahramanmaraş’ta Sütçü İmam, İşgallerin ardından İstanbul'da yaptığı konuşmalarla halkı işgallere karşı uyandırmaya çalışan Halide Edip Adıvar, ilk direniş fetvasını veren ve örgütünü kuran Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi, Afyon Müftüsü Hüseyin (BAYIK) Efendi ve daha nice adları bilinmeyen vefakâr erkeklerimiz ve cefakâr kadınlarımız… düşman işgaline karşı canla başla çalışmışlardır.

Milli Mücadelemiz bağımsızlık, hürriyet, vatan egemenlik mücadelesidir. Milli Mücadele, Vatanımızın her bir ferdinin bedenliyle, yüreğiyle ve bütün benliğiyle ortaya koyduğu var oluş yok oluş mücadelesidir. Bu mücadelede kazanan, bağımsızlığını kaybetmeyen, hürriyetinin elinden alınmasın diye haşatını verip şehit olan gazi kalan, esir olmaktansa ölmeyi şeref sayanların olmuştur.  Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşımızın daha ilk satırlarında Kahraman Milletimizin tek bir evladı kalıncaya kadar vatanı koruyacağını ne güzel dile getirmiştir.

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Milli Mücadele de en önemli yeri teşkil eden Ağustos ayının son haftasında kazanılan zafer ile artık düşman işgaline son verilmiştir. Bu mücadele sadece vatanımız için değil esaret altında yaşayan bütün dünya devletleri için bir umut olmuştur. Müslüman Halkın yakmış olduğu bu bağımsızlık meşalesi tüm dünyayı aydınlatmıştır. Sömürü altında inleyen insanlar, Milli Mücadelemizi örnek alarak kendi devletlerini düşman işgalinden kurtarma yoluna gitmişlerdir.  Şair bu hususu ne güzel dile getirmiştir.

"Ecdadını zannetme asırlarca uyurdu,

Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu.''

İslam Dini Hürriyeti esas alan bir dindir. Nitekim İlmihal kitaplarımıza baktığımız zaman görmekteyiz ki, mükellef olmanın ilk şartlarından biride hür olmaktır. Hür olmayan, esaret altında olan bir insan ibadetlerini tam anlamıyla yerine getiremeyebilir.

İslam Dini barış dinidir, esenlik dinidir. İslam Dininin asıl gayesi, nihayi hedefi tüm insanların barış içerisinde yaşayabileceği bir dünyadır. İslam Dini savaş dini değildir. Hiçbir cana kıyılamaz. Bir ayette şöyle buyrulur.

 

مَن قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا

 

“...Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır..." (Maide, 5/32)  Hiçbir insana -kim olursa olsun, hangi dine inanırsa inansın- zulmedilmez. Hiçbir insanın yaşama hakkı elinden alınamaz. Hiçbir insan dininden dolayı kınanamaz.

İslam Dini inananlara birçok müjdeler sunmuştur. Şehitlik bu müjdelerin en başında gelmektedir. Şehit ahirette peygamberlerle beraberdir. Şehit insanlar nazarında ölmüş olarak kabul edilse bile Allah katında kendilerinin diri oldukları bize aktarılmaktadır. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır.

وَلاَ تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ أَمْوَاتاً بَلْ أَحْيَاء عِندَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ {} فَرِحِينَ بِمَا آتَاهُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُواْ بِهِم مِّنْ خَلْفِهِمْ أَلاَّ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfünden kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.(Al-i İmran, 3/169) Peygamber Efendimiz ise Şehitliğin önemine şöyle vurgu yapmaktadır.

ما أَحدٌ يدْخُلُ الجنَّة يُحِبُّ أنْ يرْجِعَ إلى الدُّنْيَا ولَه ما على الأرْضِ منْ شَيءٍ إلاَّ الشَّهيدُ ، يتمَنَّى أنْ  يَرْجِع إلى الدُّنْيَا ، فَيُقْتَلَ عشْرَ مَرَّاتٍ ، لِما يرى مِنَ الكرامةِ

“Hiç kimse cennete girdikten sonra - bütün dünya'ya sahip olsa bile tekrar dünya'ya dönmek istemez. Yalnız şehitler, keramet (ve erdikleri nimetler) sebebiyle dünya'ya dönüp on defa şehit olmayı arzu ederler.”(Buhari, Cihad, 6)

 

Efendimiz bir başka hadisinde bizzat kendisinin bir değil birkaç kez şehit olmak istediğini şöyle ifade etmektedir. “Ruhumu kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşıp öldürülmemi, sonra tekrar dirilip savaşarak tekrar öldürülmemi, yine dirilip savaşta öldürülmemi arzu ederim.” (Buhari, Cihad, 7)

İslam Dini vatanın korunmasına ayrı bir değer vermiştir. Bu hususta nöbet beklenmesini Efendimiz övmüştür. Bir hadislerinde Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır. “İki göze cehennem ateşi dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz ve Allah yolunda nöbet bekleyerek geceleyen göz”(Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 1308)  Hz. Peygamber (s.a.s.) bir diğer hadislerinde savaş esnasında Allah için yaralanan insanın ahiretteki durumunu şöyle tasvir etmektedir. “Allah yolunda yaralanan bir kimse, kıyamet gününde yarasından kan akarak Allah'ın huzuruna gelir. Renk, kan rengi, koku ise misk kokusudur.” (Buhari, Cihad, 10) Kuran-ı Kerimde ise şehitlik ve gazilikten iki iyilik olarak bahsedilmektedir. İlgili ayette şöyle buyrulmaktadır.

قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَا إِلاَّ إِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِ

“De ki: Bize iki iyilikten, gazilik ve şehitlikten başka bir şeyin gelmesini mi bekliyorsunuz?” (Tevbe, 9/52)

Müslümanlığı din olarak kabul eden, yukarıda ifade ettiğimiz İslam Dini ile ilgili ilkeleri benimseyen ve kültüründen getirmiş olduğu değerleri koruyan Müslüman Türk Milleti “Ölürsem Şehit Kalırsam Gazi” düsturuyla hareket etmiştir. Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşımızda bu hususa şöyle işaret etmektedir.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Bugün sahip olduğumuz, içerisinde hür olarak yaşadığımız bu cennet vatan, kahraman atalarımızın canlarını seve seve verdikleri, şehitliği ve gaziliği şeref olarak gören bir anlayışla her karışını kanları ile sulayarak bize emanet ettikleri topraklardır. Bu topraklar bize ecdadımızın emanetidir. Bu emanet ise sonraki nesillere en güzel şekilde aktarılmalıdır. Bu sebeple her birimiz üzerimize düşen vazifeyi yerine getirmeliyiz.

 

Bu vazife birlik ve beraberliğimizi sağlamlaştırmak ve birbirimizden ayrılmadan Rabbimize ve Resulullah’a (s.a.s.) yönelmektir. Rabbimizin ayetini düstur haline getirelim.

 

وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَنَازَعُواْ فَتَفْشَلُواْ وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُواْ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ

 

“Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 8/46)

 

Bir başka ayeti günümüzde düstur haline getirmek mecburiyetindeyiz. Çünkü bugün dünden farksızdır. Dün Osmanlı’yı bölüp topraklarını ele geçirmek isteyenler bugünde aynı düşünceyle hareket etmektedirler. Türk-Kürt ayrımı yapılmak istenmekte, sanki Milletimiz birbirinden farklı birer milletmiş gibi gösterilmektedir. Oysaki Kurtuluş Savaşını kazandıran ruh Müslüman Milletimizin birlik ve beraberlik içinde savaşmasıdır. Şu sırra artık mazhar olmalı ve bu ayet etrafında birleşmeli, kimden gelirse gelsin ayrılıkları bırakmalı, birlik ve beraberliğimizi sağlamlaştırmalıyız.

 

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

 

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (Al-i İmran, 3/103)

 

Şu hususu iyi bilelim ki çalışma bizden başarı Yüce Rabbimizdendir. Biz bize düşeni yapacağız. Her daim en iyi şekilde çalışacağız. Ancak Rabbimiz olmadan başarılı olamayacağımızı unutmayacağımız. Vaazımızın bu noktasında Peygamber Efendimizin (s.a.s), ashabıyla beraber Mekke’nin fethini gerçekleştirdiği zaman Efendimize nasr süresi bildirilmektedir. Bizlerinde her gün beş vakit namazımızın bir rekatında okuduğumuz bu süreyi iyice özümseyelim.

 

إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْح وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا

 

“Allah’ın zaferi ve fetih geldiğinde ve de insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiklerini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O’ndan bağışlama dile. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir.” (Nasr, 110/1-3)

Bugün yeniden iman vurgusu yapıyoruz. Gün imanımızı kemale ulaştırma vaktidir. Çünkü imanla yaşadığımız müddetçe toplar, tüfekler bizleri sindiremeyecektir. Rabbimizde bize şu ayetle sesleniyor.

وَلاَ تَهِنُوا وَلاَ تَحْزَنُوا وَأَنتُمُ الأَعْلَوْنَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِين

“Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.” (Al-i İmran, 3/139)

Sözümüzü yine İstiklal Marşımızın son mısrasıyla sonlandırıyorum

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl

Allah-u Teala bizlere esaret hayatı yaşatmasın. Hürriyetimizi elimizden almak isteyenlere fırsat vermesin. Milletimize birlik vatanımıza dirlik nasip etsin. Bu toprakları koruma görevini sürdüren askerlerimize, polislerimize kolaylıklar ihsan etsin. Kendilerine zarar vermek isteyenlere fırsat vermesin.

Bu ve daha birçok güzel temenniler ile içerisinde bulunmuş olduğumuz Zafer haftamızı tebrik ediyor, bizlere bu vatanı emanet eden aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimizi rahmetle ve minnetle anıyorum. Ruhları şad olsun.

Cumanız mübarek olsun. Allah’a emanet olun.

www.guncelvaaz.com

Ahmet ÜNAL

Uzman Vaiz