Amellerde Niyet ve İhlas (Vaaz)

Dünya ve ahiret hayatındaki güzelliklerin ortaya çıkması insanoğlunun inancı ve inancının gerektirdiği doğru şeyleri yapmakla sağlanacaktır. Yüce Rabbimizde yaratmış olduğu insanların hayatlarını güzel geçirmeleri için dinler göndermiştir. Gönderilen en son ve en kamil din olan İslam Dini, iman, ibadet ve ahlak ilkeleriyle bir bütün halinde kendisine uyulduğu zaman kişiyi dünyada da ahirette de razı olunan bir hayata götürecektir. Bütün ilkelerin yerine getirilmesinde en temel kriter ise niyettir. Yapılan herhangi bir işte sonuç ihlâs ve niyete göre verilmektedir. Kişinin niyeti iyi olduğu müddetçe yapmış olduğu işlerin neticesi iyi, kötü niyetin getirisi de kötü olacaktır.

Niyet, kastetmek, karar vermek, kalbin bir şeye yönelmesi, ne yaptığını bilerek yapmak anlamına gelir. Niyette kişinin kalpteki bir tercihi söz konusudur. Bu nedenle niyet, ancak sahibinin açıklaması veya davranış haline dönüştürülmesiyle belli olur. Niyet her şeyin özü ve başıdır; adeta amellerin ruhu gibidir.<![if !supportFootnotes]>[1]<![endif]> Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde niyetin önemini bizlere şöyle bildirmektedir.

إنَّما الأَعمالُ بالنِّيَّات، وإِنَّمَا لِكُلِّ امرئٍ مَا نَوَى ، فمنْ كانَتْ هجْرَتُهُ إِلَى الله ورَسُولِهِ فهجرتُه إلى الله ورسُولِهِ ، ومنْ كاَنْت هجْرَتُه لدُنْيَا يُصيبُها ، أَو امرَأَةٍ يَنْكحُها فهْجْرَتُهُ إلى ما هَاجَر إليْهِ

“Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah’a ve Resûlü’ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve Resûlü’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir.”<![if !supportFootnotes]>[2]<![endif]>

İmanın, ibadetlerin ve ahlakın kabul olmasının en temel şartı niyettir. Nitekim kişi, imanda niyeti, Allah’ı ve O’nun iman edilmesini isteği şeye iman etmek değil de, insanlar inanıyor demesi ve inanmış gözükmesi içinse bu iman gerçek iman şekli değil hatta inanç bakımından en aşağı seviyede olan münafıklıktır. Böyle bir iman şekli Yüce Allah tarafından kabul edilmeyen bir inanç şeklidir. Amellerde ise, yapılan ibadetler yine Allah rızası niyetiyle değil de insanlar ibadet yapıyor demek içinse, bu amel şekli ise riyaya girmekte ve böyle bir amel şeklide kişiye dünya zahmetinden başka hiçbir şey getirmeyecektir. Ahlak ilkeleri de aynen böyledir. Niyetin çirkin oluşu ahlaki ilkelerinde güzelliğine sekte getirmekte ve yapana hiçbir fayda sağlamamaktadır. Cömert olmadığı halde sadece “bu adam cömerttir” desinler diye sadaka verenler ve ikramda bulunanlar sadece dünyalık ve geçici bir fayda sağlayacaktır. Ahirette ise hiçbir güzelliğe ulaşamayacaktır. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde bu hususu bizlere şöyle bildirmektedir.

مَن كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ الْآخِرَةِ نَزِدْ لَهُ فِي حَرْثِهِ وَمَن كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ الدُّنْيَا نُؤتِهِ مِنْهَا وَمَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ مِن نَّصِيبٍ

“Kim âhiret kazancını istiyorsa, onun kazancını çoğaltırız. Dünya kazancını isteyene de dünyalık veririz; ama onun âhirette bir nasibi olmaz”<![if !supportFootnotes]>[3]<![endif]>

Ebu Hureyre’den rivayet edilen bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.s) Efendimizde böyle davranışlarda olan kimselerin ahirette karşılaşacakları hali şöyle bildirmektedir.

Kıyamet gününde insanların, üzerine ilk hüküm verilecek olanı şehîd edilen bir adamdır. Bu adam getirilerek ona Allah nimetlerini tarif edecek, o da onları tanıyacaktır.

— Bu nimetler hakkında ne yaptın? diye soracak; şehid :

— Senin  uğrunda çarpıştım.    Nihayet şehid edildim!   Diyecektir. Hak Teâlâ :

—Yalan söyledin!  Lâkin sen cesur denilmek için çarpıştın. Gerçekten denildi de! Buyuracak. Sonra onun hakkında emir verecek ye yüz üstü sü­rüklenecek, nihayet cehenneme atılacaktır.

Bir de ilmi öğrenip öğreten ve Kur'ânı okuyan bir adamdır. Bu da ge­tirilerek kendisine nimetlerini tarif edecek, o da onları tanıyacaktır.

— Bunlar hakkında ne yaptın? Diye soracak. O adam :

— İlmi öğrendim ve öğrettim. Senin rızân için Kur'ânı da okudum! Di­yecek. Teâlâ :

— Yalan söyledin! Lâkin sen ilmi âlim denilsin diye öğrendin; Kur'­ânı da o kaari'dir denilsin diye okudun; gerçekten denildi de. Buyuracak.

Sonra onun hakkında emir verecek ve yüzü üstü sürüklenecek; nihayet ce­henneme atılacaktır.

Bir de Allah'ın, yakasını genişlettiği ve kendisine malın her çeşidinden verdiği adamdır. Bu da getirilerek ona nimetlerini tarif edecek; o da on­ları tanıyacaktır.

— Bunlar hakkında ne yaptın?  Diye soracak.  O adam:

—Uğrunda mal sarf edilmesini dilediğin hiç bir yol bırakmadım. Mut­laka senin için sarf ettim! Diyecek. Teâlâ Hazretleri:

—Yalan söyledîn! Lâkin sen, o cömerttir desinler diye yaptın. Gerçek­ten denildi de! Buyuracak. Sonra onun hakkında emir verecek ve yüzü üstü sürüklenecek. Sonra cehenneme atılacaktır.<![if !supportFootnotes]>[4]<![endif]>

İnsanoğlunda bulunan bütün organlardan tezahür eden davranışların güzelliği kalp güzelliğine, yani kalpteki niyetin samimiyetine bağlıdır. Gözün güzel bakması, aklın faydalı şeyleri düşünmesi, kulağın gerçeği duyması, elin iyiye uzanması, ayakların hayra yürümesi, kalbin iyi niyetine bağlıdır. Dil her halükarda konuşur, ama konuşanın niyeti doğruyu dile getirmek değil de insanların sevgisini kazanmaksa, ayette de bildirildiği üzere kendisine dünyalık istediği her şey verilir. Ama ahirette nasibi kalmaz. Bütün uzuvlarımız için bu örneklerin sayısını çoğaltabiliriz. Sevgili Peygamberimizde bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır.

إِنَّ الله لا يَنْظُرُ إِلى أَجْسامِكْم ، وَلا إِلى صُوَرِكُمْ ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعمالِكُمْ

“Allah Teâlâ sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil, kalblerinize bakar.”<![if !supportFootnotes]>[5]<![endif]> Bir başka hadiste ise Hz. Peygamber (s.a.s.) “ Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur; bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalbdir”<![if !supportFootnotes]>[6]<![endif]> buyurmaktadır.

Samimi ve ihlâsla yapılan bir niyetin insanoğluna sağladığı bir başka güzellik ise, asıl itibariyle ibadet olmayan hususlara iyi niyet sayesinde ibadet değeri katmasıdır. Nitekim yürüdüğümüz yolda bulunan taşı “Allah rızası niyetiyle” kaldırmak, yine O’nun rızası doğrultusunda helal lokma kazanmak için çalışmak, kişiyi ibadet sevabına ulaştırmaktadır. Hatta uyku bile Allah rızası doğrultusunda gerçekleştiği zaman kişi uykusundan uyanıncaya kadar ibadet yapıyor demektir. Kur’an-ı Kerimde geçen  وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ“Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et”<![if !supportFootnotes]>[7]<![endif]> ayet-i kerimeyi şöyle anlamamız daha doğru olacaktır. Öyle bir hayat geçir ki, ölüm sana geldiği zaman seni ibadet yaparken bulsun. Böyle bir ölümün yolu ise ibadetlerimizi Allah rızası için yapmakla mümkündür. Allah rızası niyetiyle hayatın hangi alanında olursa olsun yapılan işler kişiyi ibadet yapıyor mertebesine ulaştıracak ve böyle bir ölüm ise, ibadet yaparken ölmek anlamına gelecektir.

Niyet o kadar değerlidir ki, bir şey niyet edilip yapılmasa dahi bu sebeple kişi Allah katında sevap kazanmaktadır. Şöyle ki, Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır.  “Allah Teâlâ iyilik ve kötülükleri takdir edip yazdıktan sonra bunların iyi ve kötü oluşunu şöyle açıkladı: Kim bir iyilik yapmak ister de yapamazsa, Cenâb-ı Hak bunu yapılmış mükemmel bir iyilik olarak kaydeder. Şayet bir kimse iyilik yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenâb-ı Hak o iyiliği on mislinden başlayıp yedi yüz misliyle, hatta kat kat fazlasıyla yazar. Kim bir kötülük yapmak ister de vazgeçerse, Cenâb-ı Hak bunu mükemmel bir iyilik olarak kaydeder. Şayet insan bir kötülük yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenâb-ı Hak o fenalığı sadece bir günah olarak yazar.”<![if !supportFootnotes]>[8]<![endif]>

Ayet ve hadislerden de anlaşılacağı üzere, samimi bir niyete dayanmayan hiçbir şeyin Allah katında değeri yoktur. Bu sebeple yapmaya gayret ettiğimiz bütün işlerimizi dünya ve ahirette razı olacağımız bir hale dönüştürmenin en temel yolu niyetimizi halis hale getirmek olmalıdır. Çünkü niyetin en temel şartlarından başında ihlâslı olmak gelmektedir. İhlas, Saf ve hâlis olmak, karışık ve şâibeli olmamak ve kurtulmak, anlamındaki "h-l-s" kökünden türeyen ihlâs kelimesi sözlükte, bir şeyi hâlis kılmak, halis olmak, özünü almak ve seçmek; din ıstılahında ise îmân, ibâdet, itâat, ahlâk, amel, dua... gibi her türlü dinî görevleri, halkın övme ve beğenmesini, yerme ve kınamasını düşünmeksizin sırf Allah için iyi ve halis bir niyetle yapmak, şirk, nifak, riya (gösteriş) ve süm'a (duyurma) vb. şâibelerden uzak durmak, söz, fiil ve davranışlarında samimi ve dosdoğru olmak demektir. Bu şekilde hareket edenlere muhlis denir.<![if !supportFootnotes]>[9]<![endif]>

İnsanın Allah’a karşı yapmış olduğu kulluk vazifelerinde, aile, arkadaş ve toplumsal ilişkilerde kendisinde bulunması gereken en önemli ahlaki prensiplerin başında ihlâs ve samimiyet gelmektedir. Her işte sonucu güzelleştiren ihlâs, niyetlerinde en vazgeçilmez unsurudur. Niyet ve ihlâs bir bütünün iki yarısı gibi birbirini tamamlarlar.

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de gösteriş için yapılan işin geçersizliğini bizlere şöyle bildirmektedir.

 يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُبْطِلُواْ صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ

“Ey iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın...”<![if !supportFootnotes]>[10]<![endif]> İnsan sabah uyandığı andan gece tekrar uykuya daldığı ana kadar yaptığı her işte, her an ihlası ayakta tutmalı, her an Allah'a karşı samimi ve dürüst olmaya niyet etmeli ve bu konuda iradesini ve vicdanını son noktasına kadar kullanmalıdır. Çünkü ihlas, kişiye doğallık ve samimiyet kazandırmakta, yapmacık tavırlardan alıkoymaktadır. Buda Yüce Rabbimizin ve birlikte yaşadığımız insanların bizlerden razı olmasına vesile olacaktır.

Vaazımızın bu kısmına kadar yapmış olduğumuz, ayet ve hadislerin ışığında şu hususları maddeler halinde dile getirebiliriz.

Sonuçlar, kişinin öncesinde yapmış olduğu niyete bağlıdır. Sevap açısından da durum böyle değerlendirilmelidir. Niyet ihlâslı ise sevap var, niyet ihlâslı değilse sevap yok demektir. Yapmış olduğumuz işlerden sevap kazanmak arzusu içerisinde isek öncelikle yapmış olduğumuz işler için samimi bir niyette bulunmamız gerekmektedir.

Niyetin yapıldığı mahal kalptir. Dille yapılan niyet kalbe ulaşmadıkça işin neticesinden dünyalık fayda alınsa bile ahiret açısından hiçbir fayda ele alınmayacaktır. Kalbi niyeti tam ve ihlâslı olan insanın ise dil ile niyeti hatalı olsa bile bu husus kendisinden kabul edilecektir. İbadetleri makbul ve değerli kılan kalptir. Bu sebeple öncelikle kalbi kin ve haset gibi mânevî ve içtimâî hastalıklardan arındırmalı, mükemmel hâle getirmeye çalışılmalıdır.

İtikadi açında çok tehlikeli olan münafıklığın sebebi ise, inanç açısından niyetin Allah katında kabul edilebilir bir niyet olmamasıdır. Çünkü münafıklar inanmadığı halde inanmış gözüken kimselerdir. İnanmanın temeli ise kalp ile niyete bağlıdır. Dil ikrar etmese bile kalbinde iman taşıyan ve bu niyetle yaşayan insan Müminken, dil ile iman ettiğini söyleyen insan kalbinde iman taşımayan ve buna niyeti olmayan insan ise münafık olarak değerlendirilmektedir.

Hz. Mevlana’nın “Ya göründüğün gibi ol, Ya olduğun gibi görün” sözüyle çok güzel bir şekilde ifade ettiği üzere insan içi ve dışı bir olmalıdır. Kendisinde olmayan şeyleri varmış gibi insanlara göstermek hiçte ahlaki olmayan hususlardır. Ya niyetimizi halis hale getiriceğiz, yada yapmış olduğumuz davranışlarımızı niyetimize göre şekillendireceğiz.

Aldatan aslında sadece kendini aldatmaktadır. Çünkü yapılan her işin hesabı ahirette elbette sorgu ve suale çekilecek, neticesinde cennet veya cehennem verilecektir. Bu sebeple niyeti halis olup, samimiyet çerçevesinde yaşayan insan kendi menfaatine hareket ediyor demektir. İnsanları aldatan, içten inanmadığı halde inanan insan ise kendini aldatıyor demektir ki, bunun zararı da, dünyada görülmese bile ahirette çok acı bir şekilde görülecektir.

Günlük hayatta yapmış olduğumuz her işi ihlas ve samimiyet içinde yapmalıyız. İnsanlardan menfaat gözetmek için işleri yerine getirmek bir Müslüman’a yakışmayacak davranış şekillerindendir. Çünkü inanan bir kişi hayatında yapmış olduğu bütün işlerle beraber, ibadetlerinde de Allah'ın dışında bir başkasının sevgisini, hoşnutluğunu, takdirini, ilgi ve beğenisini elde etmeye çalışmaz.

Yüce Rabbim niyetlerimiz halisane yapmamızı, yapmış olduğumuz her şeyi kendi rızası doğrultusunda sürdürmeyi, dünya ve ahirtte mutlu ve bahtiyar olmayı cümlemize nasip etsin.

Cumanız mübarek olsun. Allah’a emanet olun.

Ahmet ÜNAL

Vaiz

<![if !supportFootnotes]>
 
<![endif]>

<![if !supportFootnotes]> [1]<![endif]> Dini Kavramlar Sözlüğü, DİB. Yayınları, “Niyet” md.

<![if !supportFootnotes]> [2]<![endif]> Riyazü’s-Salihin, Hadis No:1

<![if !supportFootnotes]> [8]<![endif]> Riyazü’s-Salihin, Hadis No:12

<![if !supportFootnotes]> [9]<![endif]> Dini Kavramlar Sözlüğü, DİB. Yayınları, “İhlas” md.

İslam Alimi

EN GÜNCEL VAAZ SİTESİNDESİNİZ www.guncelvaaz.com

İnternet sayfamızda her hafta güncel vaazlar ve hutbeler istifadenize sunulmaktadır

İlginiz için teşekkür ederiz

Online Ziyaretçiler

129 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi