Cumartesi, 24 Haziran 2017

TABİATIN ÖLÜMÜNÜN HATIRLATTIKLARI

Allah-u Teala mükemmel bir alem ve bu alem içinde hayatımızı en güzel şekilde devam ettirmemizi sağlayan dünyamızı yaratmıştır. Dünyamızı hikmetli bir gözle seyretmeye başlarsak göreceğimiz ilk şey, her şeyin bizim için var edildiği olacaktır. Dünyamız bizim için dönmekte, bitkiler bizim için yeşermekte, hayvanlar bizim için büyümekte sonuç itibariyle yaratılan her mahluk bize hizmet etmektedir. Sadece bu nimetler bizim istifademize sunulmamış, insan olarak bizlerde bu nimetlerden istifade edebilecek tarzda yaratılmışızdır.

İnsanoğlu kendisine verilen akıl sayesinde kendi yaratılış sırrını anlayabileceği gibi, kainatın yaratılışının da gayesini anlamaya çalışmalıdır. Çünkü bu kavrayış, Yaratanın hikmetini anlamaya yardımcı olacaktır.  Nitekim Yüce Rabbimizde bir ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır.

إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لآيَاتٍ لِّأُوْلِي الألْبَابِ

 الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَاماً وَقُعُوداً وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır. Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler.”[1]

Her yılda dört mevsimin devamlı tekrarlanmasının elbette bizler için bir hikmeti vardır. İlkbahar doğumun, yaz gençliğin, sonbahar yaşlılığın ve kış ölümün habercisidir. Her mevsimde kış gelecekse, ölümde bize bir gün ulaşacaktır. Allah-u Teala bir ayette şöyle buyurmaktadır.  

كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ الْمَوْتِ وَإِنَّمَا تُوَفَّوْنَ أُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَمَن زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ وَما الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ مَتَاعُ الْغُرُورِ 

“Her can ölümü tadacaktır. Kıyamet günü mükâfatlarınız  tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete gönderilirse, o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayatı aldatıcı bir metâdır.”[2]

Her mevsimin kendine has özelliği ve kendine has güzelliği olduğu gibi hayatın her safhasının da bir güzelliği vardır. Önemli olan ise, her mevsimini tadında yaşamak, yani hayatın her safhasını kendisinden razı olacağımız bir şekilde geçirmektir.

Bahar, yani yeniden diriliş bir rahmetse, kış yani ölümde aynı şekilde rahmettir. Dünyada huzurlu bir yaşam ahirette ise razı olunan bir hayat arzusu içerisinde olan bahara da kışa da, hayata ve ölüme de hazırlıklı olmalıdır. Hazırlıklı olmanın en temel yolu ise, hazırlık yapacağımız şeyin mahiyetini bilmek ve onu aklımızdan çıkarmamaktır. Sevgili Peygamberimiz bir hadisinde şöyle buyurmaktadır. « أَكْثِرُوا ذِكْرَ هَاذِمِ اللَّذَّاتِ » يَعني المَوْت “Zevkleri bıçak gibi keseni -ölümü- çok hatırlayın!”[3] Abdullah İbni Ömer diyor ki:

Bir gün Resûl-i Ekrem’in yanında bulunuyordum. Ensardan bir adam gelip selâm verdikten sonra:

- Yâ Resûlallah! Hangi mü’min daha faziletlidir? diye sordu.

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem de:

- “Ahlâkı en iyi olan mü’min”, diye cevap verdi.

O zât yine:

- Yâ Resûlallah! Hangi mü’min daha zekidir? diye sorunca:

- “Ölümü en çok hatırlayıp ölümden sonrası için en iyi hazırlık yapanlar zeki adamlardır” buyurdu.[4] Bu sebeple ölümü hatırlamak istemeyen ona hazırlıksız yakalanacaktır.

Dünya hayatında var edilen canlılar incelendiği zaman görülecektir ki, yaratılan mahlukat baharın getirdiği güzelliğe ve bu güzelliğin cazibesine aldanmamakta, yazın sıcağına aldırmamakta ve sonbaharın getirdiği hüznüne kapılmadan kışa hazırlık yapmaktadırlar.  Nasıl ki, bahar geldiğinde her şey güzelliğini ortaya çıkarıyorsa, dünya hayatı, bütün çekiciliğini insanoğlu için sergilemeye başlamaktadır. Nitekim insanoğluna dünya hayatında sunulan bu hayatın çekici kısmıdır. Asıl güzellikler ise inananlar için kıştan yani ölümden sonraki hayattır. Kuran-ı Kerimde

زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاء وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللّهُ عِندَهُ حُسْنُ الْمَآبِ

“Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır”[5]

Dünya, süsünü ve cazibesini baharda ortaya çıkarmaktadır. Oysaki mevsimler sadece bahardan ibaret değildir. Bahara kavuşan canlı, kışın çekmiş olduğu sıkıntıları unutursa yeni bir kışa hazırlıksız yakalanacaktır. Ahiret hayatına nispetle dünya hayatı da bahar mevsimi gibidir. Yüce Rabbimizde dünya hayatı hakkında bizlere şunu bildirmektedir.

لاَ تَعْقِلُونَوَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الآخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَ

“Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?”[6]

Dünya hayatının geçici oyun ve eğlencesine aldanan insan ise ahiret hayatında pişmanlık içerisinde olacaktır. Kış mevsiminde sıkıntı içerisinde olup da bahar mevsiminde hazırlığını yapmayanın pişmanlığı, kendisine fayda vermeyeceği gibi, ahiret gününe erişipte, dünyada bugüne hazırlık yapmayanın “keşke” demesi ve pişmanlık duyması kendisine bir fayda sağlamayacaktır. Kuran ı Kerimde bu husus bir çok ayette şöyle ifade edilmektedir. “Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanlardır. Herhangi birinize ölüm gelip de: ‘Rabbim, ne olur, ölümümü biraz geciktirsen de, sadaka verip iyilik edenlerden olsam!’ demeden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın. Allah eceli gelen bir kimseyi geri bırakmaz. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdârdır.”[7], “Nihayet o müşriklerden birine ölüm gelip çatınca: Rabbim, der. Ne olur beni dünyaya geri gönder. Ömrümü boşa geçirdiğim dünyada iyi işler yapayım. Hayır, hayır. Onun bu söyledikleri boş lâftan ibarettir. Tekrar dirilecekleri güne kadar onların önlerinde bir engel vardır, geri dönemezler.”[8]

İmam-ı Gazali dünyanın aldatıcılığı ve ölümün hatırlanması hakkında şunları söylemektedir. “Bil ki, dünyaya dalanın, aldatıcılığına kananın, şehvetlerine sarılanın gönlü hiç kuşkusuz ölümü anmaktan gaflete düşer, ölümü anmaz. Böyle birisine ölümden söz edildiğinde yüzünü buruşturur, tiksinir. Bu ve bunun gibileri Alla-u Teala’nın haklarında “De ki: Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz de, o size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.” (Cuma, 8) buyurduğu kimselerdir.

İnsanlar üç gruba ayrılır.

a.Tamamen dünyaya dalanlar

b.Dünyaya daldıktan sonra kendisine gelip henüz tevbe edenler,

c.Mükemmelliğe ulaşmış arifler

Birinci grupta olanlar ölümü anmaz, hatırına getirdiğinde de dünyadan ayrılacağı için vah eder ve ölümü kınamaya başlar. İkinci grupta olan tövbekar ölümü sıkça anar, kalbinde korku ve haşyet fışkıran ve tövbenin tam gereğini yerine getirsin diye ikide bir ölümden söz eder, ölümü, tövbesini tamamlamadan ve ağzını tam hazırlamadan yakasına yapışabileceği kaygısı ile hoş görmeyebilir. Arif kişiye gelince o hep ölümü anar, çünkü ölüm sevgilisiyle buluşma anıdır, sevdalı sevgilisiyle buluşacağı zamanı hiçbir zaman unutmaz.”[9]

Ölümü hatırlamakta ki en etkili yol yaşadığımız dünyayı keşfetmekten geçmektedir. Yeryüzü her an farklı hallere bürünmekte, her geçen gün diğerinin tekrarı olmamaktadır. Bir tohum düştüğü yerde kalmamakta, toprağa sımsıkı sarılıp oradan aldığı güçle yeryüzünde yeni bir güzellik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu aleme merhaba diyen her canlı için kaçınılmaz gerçek ise ölümdür. Şair bu husus ne güzel dile getirmiş,

Neylersin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanmadın olacak.

Kim bilir nerede nasıl kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak, 

Taht misali o musalla taşında.

Ölüm kaçınılmaz bir gerçekse, her baharın bir kışı her hayatın bir sonu varsa, o zaman insan için en doğru olacak şey, gerçek olandan yüz çevirip kaçmak yerine gerçek ve gelecek olana hazırlık yapmaktır. Nitekim Kutsal Kitabımızda Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır.

قُلْ اِنَّ الْمَوْتَ الَّذى تَفِرُّونَ مِنْهُ فَاِنَّهُ مُلَاقيكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ اِلى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

“De ki; Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybıda, görünen alemi de bilen Allâh’a döndürüleceksiniz de, O size yapmakta oluklarınızı haber verecektir.”[10] Sevgili Peygamberimizde bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır.

عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: الْكَيِّس مَنْ دَانَ نَفْسَهُ، وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ، وَالْعَاجِزُ مَنْ أَتْبَعَ نَفْسَهُ هَوَاهَا، وَتَمَنَّى عَلَى الله

“Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi de, nefsini duygularına tâbi kılan ve Allah’tan dileklerde bulunup duran (bunu yeterli gören) dır”[11]

Ölümle hayat son bulmayacaktır. Yüce Allah’ın emirleri yapılıp yasaklarından da kaçınıldığı müddetçe hayat imtihanında başarılı bir sonuç elde edilecek ve bu dünya hayatı iyilikle sonlandırılacaktır. Yaşam nasılsa son öyle olacaktır. Bu sebeple yaşam bulduğumuz ve öldükten sonra bir daha dönemeyeceğimiz bu dünyadaki yaşantımıza dikkat etmeliyiz. Şu hususu göz ardı etmemeliyiz; Birlikte yaşadığımız ailemizin, arkadaşlarımızın, sevdiklerimizin ve Allah’ın razı olacağı bir hayatın sonucunda gerçekleşecek olan ölüm, Hz. Mevlana’nın ifadesiyle, sevenin sevdiğine kavuştuğu bir düğün gecesi gibidir.

Yüce Rabbimiz dünya hayatımızı ve ölümümüzü hem kendi rızası hem de insanların rızası doğrultusunda gerçekleştirmemizi hepimize nasip eylesin.

                                                                                                                                                                                Ahmet ÜNAL

Vaiz

 

 


 

[1] Al-i İmran, 3/190-191

[2] Âl-i İmrân, 3/185

[3] Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 580

[4] İbni Mâce, Zühd 31

[5] Al-i İmran, 3/14

[6] En’am, 6/32

[7] Münâfikûn, 63/ 9-11

[8] Mü’minûn, 23/ 99-102

[9] İmam Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, c.IV, s. 903-904

[10] Cum’a, 62/8

[11] Kütüb-i Sitte, Hadis No:7275