Perşembe, 24 Ağustos 2017

01/02/2008 Cuma

Ölene Karşı Görevlerimiz

Yaratan Yüce Allah tarafından yaratılmış bütün varlıklar için bir kural koyulmuştur. Yaratılan her varlık yaşam bulduğu hayata mutlaka veda edecek, hayatı mutlaka sona erecektir. Kur’an-ı Kerim’de bu hususa şöyle işaret edilmektedir. كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ الْمَوْتِ “Her can ölümü tadacaktır.” Bütün canlılar kıyamete kadar tek tek ölümü yaşayacağı gibi Allah-u Teala’dan başka her şey kıyametle ölüme boyun eğecektir. Yaşam bulduğumuz bu hayatta ister en yakınlarımız isterse diğer insanlar olsun her an aramızdan birileri ahiret hayatına geçiş olan ölümle buluşmaktadır. Bu sebeple yaşantımızdan akıp giden ölülerimiz için pek çok görevlerimiz vardır.

Ölüm hadisesiyle karşılaşan bir kardeşimizi gördüğümüz zaman ona yapacağımız ilk görev sesimizi fazla yükseltmemek ve zorla söyletmemek şartıyla ona kelime-i tevhid telkin etmek olmalıdır. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır.

قال رسُولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : لَقِّنُوا موْتَاكُمْ لا إِله إِلاَّ اللَّهُ

“Ölmek üzere olanlarınıza Lâ ilâhe illallah demeyi telkin ediniz![1] Allah-u Teala’nın bizlerden istediği ilk şey “Allah’tan başka ilah olmadığını” kabul etmemizdir. Çünkü imanın ilk yolu budur. İlk olarak isteneni son olarak telaffuz edip kalp ile iman ettikten sonra yaşamı terk etmek ise en büyük saadetimiz olacaktır. Çünkü Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.s.) “Kimin son sözü, “Allah’tan başka ilah yoktur” (Lâ ilâhe illallah) cümlesi olursa, o kişi cennete girer.”[2] müjdesi vardır. Hadiste de zikredildiği üzere Ahiret için bizim ihtiyacımız olan en önemli husus imandır.

Hepimiz için en büyük mutluluk, ölüm anımızda kendi başımıza kelime-i şahadet ve kelime-i tevhid getirebilmektir. Ölüm anında feryad figan edip ölüm hadisesini yaşan insana eziyet vermek yerine, kardeşimize kelime-i tevhidi hatırlatmak ona yapacağımız ilk ve en önemli görevlerin başında gelmektedir. Ayrıca bu telkinle beraber Yasin Süresi okumakta bizlere düşen görevlerden biridir. Bu hususu da yine Sevgili Peygamberimiz bizlere şu hadisiyle tavsiyede bulunmaktadır. “Ölülerinize Yâsîn okuyunuz”[3] Yasin suresini hem ölüm hem de cenaze kabre defnedilme anında ve sonrasında okumak ölülerimiz için bir hayır olacaktır. Çünkü hadis mutlak zikredilmiş olduğu için ister ölüm hadisesi gerçekleşirken isterse daha sonra ölülerimiz için Yasin suresini okumak bizlere düşen görevlerden biridir.

Ölüm hadisesi gerçekleştikten sonra cenazenin gözlerini kapatmalı, ayaklarını birleştirmeli, kollarını iki yanda tutmalı ve ağzı açıkta kalmasını engellemek için rahatsız etmeyecek bir şeyle çenesini bağlamalı ve bu işlemleri yaparken kendisi için hayır duada bulunmalıyız. Ölüm hadisesi bütün canlılar için çok zorlu ve geride kalanlar için çok üzüntülü bir hadisedir. Ancak bu hadiseyle her an karşılaşma mümkünse her canlı mutlaka bir gün ölümle buluşacaksa böyle hadiselerde paniğe kapılmadan, sağduyulu olanlardan birilerinin bu vazifeleri gerçekleştirmesi, geride kalanları sakinleştirmesi ve dualarda bulunmak suretiyle rahatlatıcı bir ortam oluşturması gerekmektedir. Bu hususa en güzel örnek olacak bir hadis-i şerif şöyledir.  Ümmü Seleme Validemiz radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, (vefat etmiş olan) Ebû Seleme’nin yanına girdi. Gözleri açık kalmıştı, onları kapattı. Sonra şöyle buyurdu:

“Ruh çıkınca gözler onu izler.”

Tam bu sırada Ebû Seleme’nin aile fertlerinden bazıları bağıra-çağıra ağlamaya başladılar. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem;

“Kendinize hayırdan başka bir şeyle dua etmeyin. Çünkü melekler dualarınıza âmin derler” buyurdu. Sonra şöyle dua etti:

“Allah’ım! Ebû Seleme’yi bağışla. Derecesini hidâyete ermişler seviyesine yükselt! Geride bıraktıkları için de sen ona vekil ol! Ey âlemlerin Rabbı! Bizi de onu da bağışla!. Kabrini genişlet ve nurla doldur!”[4]

Yaşadığımız bu dünyada başımıza türlü türlü sıkıntılar gelmektedir. Ölümde bu sıkıntılardan biridir. Bu sıkıntılar için ise, Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de bizlere sabrı tavsiye etmektedir.

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِّنَ الْخَوفْ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ الأَمَوَالِ وَالأنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ

الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّـا إِلَيْهِ رَاجِعونَ

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele. Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.”[5] Ayrıca Ebû Hüreyre  radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Mü’min bir kulumun dünyada  sevdiklerinden birini aldığım zaman,  buna sabredip sevabını Allah’tan beklerse, bu davranışının katımdaki karşılığı kesinlikle cennettir”.[6] Hem ayetten hem de hadis-i şeriften anlıyoruz ki; Biz bize düşenin en güzelini yerine getirmekle sorumluyuz ki, oda sabırdır. Bu sebeple ölüm hadisesi gerçekleşen bir hanede bizlere düşen görevlerden biride sabırlı olmak ve sabırlı olmayı tavsiye etmektir.

Gözün yaşarması kalbin hüzünlenmesi elbette kaçınılmaz olaylardandır. Çünkü insanın ölüme duyduğu en büyük hüzün ise arada ayrılığın olmasıdır. Hepimiz tarafından malum olan bir hadis şöyledir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ruhunu teslim etmek üzere olan oğlu İbrahim’in yanına girince gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Bunun üzerine Abdurrahman İbni Avf: - Ey Allah’ın Resûlü! Siz de mi ağlıyorsunuz?” diye sordu. Hz. Peygamber ona:

يا ابْنَ عوْفٍ إِنَّها رَحْمةٌ  ثُمَّ أَتْبَعَها بأُخْرَى ، فقال: إِنَّ الْعَيْنَ تَدْمَعُ والقَلْب يَحْزَنُ ، وَلا نَقُولُ إِلا ما يُرضي رَبَّنا وَإِنَّا لفِرَاقِكَ يا إِبْرَاهيمُ لمَحْزُونُونَ

 “Ey İbni Avf! Bu gördüğün gözyaşları rahmet ve şefkat eseridir” cevabını verdi. Sonra şunları ilave etti: -“Göz yaşarır, kalp hüzünlenir. Biz ancak Rabbimiz’in razı olacağı sözleri söyleriz. Ey İbrahim! Seni kaybetmekten dolayı gerçekten üzgünüz.”[7] Kalbin hüznünün nişanesi olan gözyaşları gerçekleşebilir. Ancak bu durumu çığlık atarak yaka paça yırtarak feryada dökmemeli, acımızı fazlalaştıracak davranışlara meyletmemeliyiz. Çünkü yapmış olduğumuz bu yanlışlığın ölümüze katacağı hiçbir faydası yoktur.

Ölülerimiz için bir başka görevimiz ise onu en güzel şekilde yıkamak ve kefenlemektir. Ölü yıkanıncaya kadar yanında Kur'an okunmaz. Cenazenin bir an önce yıkanması, kefenlenip hazırlanması ve defnedilmesi müstehaptır. Yıkama işini yapmak için cenaze önce, teneşir denilen tahta bir sedir üzerine, ayakları kıbleye gelecek şekilde sırt üstü yatırılır. Teneşirin çevresi güzel kokulu bir şeyle üç, beş veya yedi defa tütsülenir. Göbeğinden diz altına kadar olan avret yeri bir örtü ile örtülür ve elbiseleri tamamen çıkarılır. Cenaze yıkayan erkek veya kadın, farz olan yıkama görevini yerine getirmeye niyet etmeli ve besmele ile başlamalıdır. Yıkama bitinceye kadar da Gufrâneke yâ rahmân (Artık senin af ve mağfiretinle baş başa, sen onu bağışla ey rahmân olan Allah) demelidir. Ölü kapalı bir mekânda yıkanmalı, yıkayan ve yardım edenden başka kimse görmemelidir. Bir ölüyü ona en yakın olan biri veya takvâ sahibi güvenilir bir kimse yıkamalıdır.

Yıkayıcı eline bir bez alarak örtünün altından ölünün avret yerlerini temizler. Sonra abdest aldırmaya başlayarak, önce yüzünü yıkar. Ağız ve burna su verilmez. Sadece dudaklarının içini ve dışlarını, burun deliklerini, göbek çukurunu parmakla veya parmağına sardığı bezle mümkün mertebe siler. Ondan sonra ellerini, kollarını yıkar. Sahih olan görüşe göre başını da meshedip, ayaklarını geciktirmeksizin hemen yıkar. Böylece ölüye abdest verilmiş olur. Namazın ne olduğunu anlamayacak yaşta ölen çocuğa abdest verilmesine gerek yoktur. Cenazenin abdest işi tamamlanınca üzerine ılık su dökülür. Varsa hatmî denilen güzel kokulu bir ot ile, yoksa sabun ile yıkanır. Sonra sol tarafına çevrilerek, sağ tarafı bir defa yıkanır. Böylece sağ ve sol tarafları üçer defa yıkanır. Bundan sonra cenaze hafifçe kaldırılır. Bu kaldırışta cenaze, yıkayan kişinin göğsüne veya eline veya dizine dayandırılır. Sonra karnı hafifçe ovulur. Bir şey çıkarsa su ile yıkanıp giderilir. Yeniden abdest verilmesine ve baştan yıkanmasına gerek yoktur. Şişip dağılmak üzere olan ölünün üzerine sadece su dökmekle yetinilir; abdest verdirmeye ve üç defa yıkamaya gerek yoktur. Erkek ölüyü erkek, kadın ölüyü kadın yıkamalıdır. Yıkayan kişiler abdestli olmalıdır.

Ölünün kefenlenmesine gelince, Ölen erkek veya kadını, bedenleri örtülecek şekilde kefenlemek farzdır. Erkeğin kefeni, biri gömlek (kamîs) yerini, biri etek (izâr) yerini ve biri de sargı-bürgü (lifâfe) yerini tutmak üzere yensiz ve yakasız, etrafı dikişsiz üç kat bez; kadının kefeni ise bu üç kata ilâve olarak bir baş örtüsü ve bir de göğüs örtüsü olmak üzere beş kat bezdir. Kamîs, boyun kısmından ayaklara kadar uzanan gömlek yerinde bir bezdir. İzâr, eteklik yerinde, baştan ayağa kadar uzanan bir bezdir. Lifâfe ise, sargı yerinde olup baştan ayağa kadar uzanan, baş ve ayak taraflarından düğümlenen bir bezdir. Önce lifâfe tabut içine veya hasır veya kilim gibi bir şey üzerine yayılır, onun üzerine izâr serilir, sonra da ölü, kefen gömleği içinde izârın üstüne konur.[8] Ölü erkek ise, izâr önce soluna, sonra da sağına getirilerek sarılır, sonra lifâfe de aynı şekilde sarılır. Açılmasından korkulursa, kefen bir kuşak ile de bağlanabilir. Ölü kadın ise, saçları ikiye ayrılarak kefen gömleği üzerinden göğsü üzerine konulur ve üstüne, yüzünü de örtecek şekilde baş örtüsü konur. Sonra üzerine izâr sarılır ve izârın üzerinden göğüs örtüsü bağlanır. Daha sonra lifâfe sarılır. Göğüs örtüsü lifâfeden sonra da bağlanabilir.

Ölülerimize karşı görevlerimizden biride onların cenaze namazlarını kılmak ve onları defnetmek için kabire kadar arkasından gitmektir. Cenaze namazı farz-ı kifâyedir. Cenaze namazında cenazenin erkek mi, kadın mı, çocuk mu olduğuna yönelik niyet şarttır.  Cenazeye karşı ve kıbleye yönelik olarak saf bağlanır, niyet edilir. İmam olan zât tekbir alarak ellerini namazda olduğu gibi bağlar. Cemaat de gizlice tekbir alarak ellerini bağlarlar. Bu tekbir bir bakıma rükün bir bakıma şarttır. Bu tekbirin arkasından hem imam hem cemaat, "ve celle senâüke" cümlesini ilgili yere ekleyerek içlerinden "Sübhâneke"yi okurlar. Ardından imam elleri kaldırmadan Allahüekber diye açıktan tekbir alır. Cemaat de ellerini kaldırmadan gizlice tekbir alır. Bundan sonra hepsi içlerinden Allahümme salli ve Allahümme bârik dualarını okurlar. Tekrar aynı şekilde Allahüekber diye tekbir alınır. Bu tekbirden sonra ölüye ve diğer müminlere gizlice dua edilir. Bu duadan sonra yine Allahüekber denilip tekbir alınır ve arkasından önce sağa sonra sola imam yüksek sesle, cemaat alçak sesle selâm verir. Böylece namaz tamamlanmış olur.[9]

Cenaze namazı kılındıktan sonra defin işlemini gerçekleştirmek için arkasından gitmekte görevlerimiz arasındadır. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır. "Müslümân’ın Müslüman üzerindeki hakkı beş­tir: Selâmı karşılamak; hastayı ziyaret etmek; cenazeler ardından git­mek, da'vete icabet eylemek ye aksırana duâ eylemek"[10] Bir başka hadiste ise bizlere şu müjde bildirilmiştir.

من اتَّبعَ جَنَازَةَ مُسْلمٍ إيمَاناً واحْتِسَاباً ، وَكَانَ مَعَهُ  حَتَّى يُصَلَّي عَلَيها ويَفْرُغَ من دَفنِها ، فَإِنَّهُ يَرْجعُ مِنَ الأَجرِ بقِيراطَين كُلُّ قيرَاط مِثلُ أُحُدٍ ، ومَنْ صَلَّى عَلَيهَا ، ثم رَجَعَ قبل أَن تُدْفَنَ ، فَإِنَّهُ يرجعُ بقِيرَاط

“Kim, sevâbına inanarak, karşılığını sadece Allah’tan bekleyerek bir müslüman cenazesi ile birlikte gider ve namazı kılınıp gömülünceye kadar beklerse, her biri Uhud dağı kadar olan iki kîrât (büyük dağ) sevapla döner. Kim de cenaze namazını kılar, defnolunmadan önce ayrılırsa bir kîrât sevapla döner.”[11]

Ölülerimize karşı görevlerimizden biri de defindir. Cenaze kabre götürülüp omuzlardan indirilince bir engel yoksa, cemaat oturur. Cenaze kıble tarafından kabre indirilir, sağ yanı üzerine kıbleye döndürülür ve kefen üzerinde bağı varsa çözülür. Cenazeyi kabre koyan kişiler Bismillâhi ve alâ milleti resûlillâh (Allah'ın adıyla ve elçisinin dini üzere) derler. Ölü, yüzü kıble tarafına gelecek şekilde sağ tarafı üzere kabrin içine konur.

Defin işlemi gerçekleştirilirken orda Kur’an okunmalı ve sevabı bütün ölmüşlerimizle beraber defnettiğimiz kişinin ruhuna bağışlanmalıdır. Ayrıca Hz. Peygamber efendimizin şu tavsiyesini de gerçekleştirmeliyiz.  Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir ölü defnedildikten sonra kabri başında durdu ve şöyle buyurdu:

استغفِرُوا لأخِيكُم وسَلُوا لَهُ التَّثبيتَ فإنَّهُ الآن يُسأَلُ

“ Kardeşinizin bağışlanmasını isteyiniz ve Allah’tan ona başarılar dileyiniz. Çünkü o şu anda sorgulanmaktadır”.[12]

Defin işlemi gerçekleştirdikten sonra ölü yakınlarını teselli edici, üzüntülerini giderici ve kendi üzüntülerini paylaştığını gösterici güzel ve latif sözlerle taziyede bulunmakta görevlerimiz arasındadır.

Cenaze evine yemek göndererek onların bu sıkıntılı zamanlarında meşakkatlerini azaltmakta görevlerimiz arasındadır. Sevgili Peygamberimiz hicretin sekizinci senesinde vukua gelen Muta muharebesinde, Hz. Cafer'in şehid olduğu haberini aldığı zaman "Caferin (ev) halkına yemek hazırlayınız. Çünkü onlar (ın başına) kendilerini meşgul eden bir iş gelmiştir." Bir kimse vefat ettiği zaman, o kimsenin ev halkı beşeriyetleri icabı son derece üzgün ve zihinleri meşgul olacağından, kendileri için yemek hazırla­mayı düşünemedikleri gibi, açlıklarını bile fark edemezler. Bu bakımdan fahr-i kâinat Efendimiz, ölen kimsenin komşularına ve yakınlarına ölünün aile ef­radı için yemek hazırlamalarını emretmiştir. [13]

Ölülerimizi her daim hayırla anmak, onların hatıralarını yaşatmak, ayrıca sevaplarını kendilerine bağışlamak üzere Ku’an-ı Kerim okumak, sadaka vermek ve hayır hasenatta bulunmak gibi yapacağımız nafile ibadetlerde onlara karşı vazifelerimiz arasındadır. Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz insanların kendisini hayırla anmanın önemini bir hadisinde şöyle vurgulamaktadır. Peygamber aleyhisselâm ile bazı sahâbîler birlikte bulunurlarken onların yanından bir cenaze geçti. Ashâptan bazıları o cenazeyi hayırla andı. Bunun üzerine Nebî sallallahu aleyhi ve sellem:

- “Kesinleşti” buyurdu.

Sonra bir cenaze daha geçti. Orada bulunanlar onu da kötülükle andılar. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem  yine:

- “Kesinleşti” buyurdu.

Bunun üzerine Ömer İbnu’l-Hattâb:

- Ne  kesinleşti Ya Resûlallah? diye sordu. Peygamber aleyhisselâm da şöyle buyurdu:

- “Şu önce geçen cenazeyi hayırla andınız; bu sebeple onun cennete girmesi kesinleşti. Bu berikini kötülükle andınız; onun da cehenneme girmesi kesinleşti. Çünkü siz (mü’minler), yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz.”[14]

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır.

إذا مَاتَ الإنسَانُ انقطَعَ عمَلُهُ إلاَّ مِنْ ثَلاثٍ : صَدقَةٍ جاريَةٍ ، أوْ عِلم يُنْتَفَعُ بِهِ ، أَوْ وَلَدٍ صَالحٍ يَدعُو له

“İnsan ölünce, üç ameli dışında bütün amellerinin sevabı kesilir: Sadaka-i câriye, kendisinden istifade edilen ilim, arkasından dua eden hayırlı evlât.”[15] Öldükten sonra amel defterinin kapanmadığını unutmayalım. Çünkü Rabbimizin ve yaşadığımız insanların bizden razı olacağı davranışlar sergilediğimiz ve sevap kazandığımız zaman elbette bu sevaba bizi yetiştirenlerde ortak olacaktır. Bu haliyle bizden önce Ahirete intikal etmiş ölülerimize karşı vazifelerimizden biride hayırlı işlerle meşgul olmaktır.

Sonuç itibariyle bizler bu hayattan ayrılacağımız zaman kendisinden razı olacağımız ne kadar güzel ve hayırlı işler varsa bunların hepsini bizden önce ahiret yolculuğuna çıkmış olan kardeşlerimiz için gerçekleştirmeliyiz. Bizlere yakışan budur.

Yüce Rabbim kendisinin ve kendimizin razı olacağı bir hayat sonucunda imanla huzuruna varmayı, Sevgili Peygamberimizle olmayı, cenneti ve Cemalullah’ı bütün Ümmet-i Muhammed’e nasip etsin.

Cumanız mübarek olsun.  Allah’a emanet olun.

Ahmet ÜNAL

Vaiz


 

[1] Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 920

[2] Ebû Dâvûd, Cenâiz 20

[3] Ebû Dâvûd, Cenâiz 19-20

[4] Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 921

[5] Bakara 2/155-156

[6] Buhârî, Rikak 6.

[7] Buhârî, Cenâiz 43

[8] Cenazenin Yıkanması ve kefenlenmesi ile daha fazla bilgi için bkz. TDV İslam İlmihali c. 1, s. 356-360

[9] TDV İslam İlmihali c. 1, s. 362

[10] Buhari, Cenaiz, 2

[11] Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 932

[12] Ebu Davud, Cenaiz, 69

[13] Ebu Davud, Cenaiz, 25-26

[14] Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 952

[15] Müslim, Vasiyyet 14