Cumartesi, 24 Haziran 2017

Neden Kur’an-ı Kerim?

Yaşam bir kere, fırsat bir kere, ölüm bir kere, hesap bir kere, mükâfat sonsuz, azap sonsuz. Şimdi sen bilirsin ey kardeşim. Bir kere geldiğin ve bir kere yaşama müsaadesi verildiği ve bir kere ayrıldıktan sonra hesabını vereceğin dünyanı ne yapmak istersin. Dünyanı hayra mı getireceksin? Şerre mi getireceksin? Sen bilirsin. Çünkü yaşayacaksın ve Rabbine hesap vereceksin. Bir kere yaşadığın bu dünyanın hesabında sonsuz cennet veya sonsuz cehennem var. Lütuf var, gazap var. Yüzleri bembeyaz olanlar var, kararanlar var. Şimdi Ey Genç Kardeşim! Sen söyle yüzünün renginin ne olmasını istersin.

Razı olacağın, razı olunan her şey Kur’an ve O’nun en büyük tefsiri Sünnet’te saklı. Uymak veya uymamak arasında serbest değil misin? Uyarsan ne olacağı, uymazsan ne olacağı sana bildirilmedi mi? İşte tam bu noktada sıra sende. Uyacak mısın? Uymayacak mısın?

وَقُلِ الْحَقُّ مِن رَّبِّكُمْ فَمَن شَاء فَلْيُؤْمِن وَمَن شَاء فَلْيَكْفُرْ إِنَّا أَعْتَدْنَا لِلظَّالِمِينَ نَاراً أَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَا

“Deki: Hak (gerçek) Rabbinizden (geldi).  Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin. Şüphesiz zalimler için, duvarları çepeçevre onları içine alacak bir ateş hazırlamışızdır.” Kehf, 18/29

Bugün sizlerle Allah (c.c.)’un biz kullarına lütfettiği kelamını, Kitabullah’ın öneminden bahsedecek, uyanların ve uymayanların durumlarını beraber görecek ve her birimiz yeniden kendi hayat tarzımızı belirlemeye çalışacağız. Bugün karar vereceğiz.

Kelam-ı Kibar Kibar-ı Kelamest

(Büyüklerin Sözleri, Sözlerin Büyüklerindendir.)

En büyük kelam ise, en büyük olanın kelamıdır. O’da Rabbimizin kelamı Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an, beşer kelamı değildir. Çünkü beşer kelamlarının çağlar ötesinden gelip, çağlar sonrasına ulaşması ve yaşanan bütün zamanların ihtiyaçlarına cevap vermesi düşünülemez. Öyleyse elimizde bir kitap var ve bu kitap her devrin tüm ihtiyaçlarına cevap veriyorsa, asırlar öncesinden bozulmadan günümüze kadar gelebilmiş ise bu kitap beşer sözü olamaz. Böyle bir kitap ancak aşkın bir varlığın iradesiyle ortaya çıkmıştır ki, O aşkın varlıkta yaratan, yaşatan, rızık veren Allah Zülcelâl’dır.

Kur’an-ı Kerim bu özelliğini bize şöyle aktarmaktadır.

الَر كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ

“Elif. Lâm. Râ. (Bu Kur'an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye lâyık olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.” İbrahim, 14/1

Kur’an, hayat nizamını oluşturan bir kitap olmasıyla beraber, okuyana her bir harfine on sevap olmak üzere, bir süresinin okunmasında onlar, yüzler, binler, yüzbinler sevap verilebilecek bir kitaptır.

منْ قرأَ حرْفاً مِنْ كتاب اللَّهِ فلَهُ حسنَةٌ ، والحسنَةُ بِعشرِ أَمثَالِهَا لا أَقول : الم حَرفٌ ، وَلكِن : أَلِفٌ حرْفٌ، ولامٌ حرْفٌ ، ومِيَمٌ حرْفٌ

“Kim Kur’ân-ı Kerîm’den bir harf okursa, onun için bir iyilik sevabı vardır. Her bir iyiliğin karşılığı da on sevaptır. Ben, elif lâm mîm bir harftir demiyorum; bilâkis elif bir harftir, lâm bir harftir, mîm de bir harftir.” Tirmizi, Fezâilü’l-Kur’ân, 16

الَّذِي يَقرَأُ القُرْآنَ وَهُو ماهِرٌ بِهِ معَ السَّفَرةِ الكرَامِ البررَةِ ، والذي يقرَأُ القُرْآنَ ويتَتَعْتَعُ فِيهِ وَهُو عليهِ شَاقٌّ له أجْران

“Kur’an’ı gereği gibi güzel okuyan kimse, vahiy getiren şerefli ve itaatkâr meleklerle beraberdir. Kur’an’ı kekeleyerek zorlukla okuyan kimseye de iki kat sevap vardır.” Buhari, Tevhid, 52

Kur’an, kendisine sahiplenenleri ahirette bırakmayacak onlar için Rabbinden şefaat dileyecek bir kitaptır.

Âlemlere rahmet Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor.

اقْرَؤُا القُرْآنَ فإِنَّهُ يَأْتي يَوْم القيامةِ شَفِيعاً لأصْحابِهِ

“Kur’an okuyunuz. Çünkü Kur’an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir” Müslim, Müsâfirîn, 252

Kur’an- Kerim icaz yönünden bir benzerinin getirilmesi noktasında aciz bırakıcı bir kitaptır. Bir benzeri getirilemeyeceği gibi, bir süresinin veya bir ayetinin de benzeri getirilememiş, getirilemeyecektir.

Yüce Rabbimiz bu hususu bizlere şöyle bildirmektedir.

قُل لَّئِنِ اجْتَمَعَتِ الإِنسُ وَالْجِنُّ عَلَى أَن يَأْتُواْ بِمِثْلِ هَـذَا الْقُرْآنِ لاَ يَأْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيراً

“De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.”  İsra, 17/88

وَإِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِّمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فَأْتُواْ بِسُورَةٍ مِّن مِّثْلِهِ وَادْعُواْ شُهَدَاءكُم مِّن دُونِ اللّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

" Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimiz (Kur’an) hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sûre getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah’tan başka şahitlerinizi çağırın (ve bunu ispat edin).” Bakara, 2/23

Kur’an, şifa ve rahmet kaynağı olarak indirilmiştir. 

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاء وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ وَلاَ يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إَلاَّ خَسَاراً

“Biz Kur’an’dan, mü’minlere şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz. Ama Kur’an, zalimlere ziyan artırmaktan başka bir katkıda bulunmaz” İsra, 17/82

Dünya bir ticarethanedir. Herkes bu dünyada ticaretini yapmaktadır. Kimi iflas edecek, kimi en ala bir karşılıkla mükâfatlandırılacaktır. İşte bu ticarethanenin kılavuzu Kur’an’dır. İman hakikatlerini, ibadet pınarlarını, ahlak incilerini bize ulaştıran Kur’an-ı Kerim’dir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ آمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِيَ أَنزَلَ مِن قَبْلُ وَمَن يَكْفُرْ بِاللّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيداً

“Ey İnananlar! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitap'a ve daha önce indirdiği Kitap'a inanmakta sebat gösterin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmıştır.” Nisa, 4/ 136

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاء ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” Nahl, 16/90

وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ

“İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” Fussilet, 41-34

Hedefimiz iman davasıdır, Kur’an davasıdır, her birimizin kurtuluşa ermesidir. İşte Kur’an tam bu noktada bizlere kıssalarla seslenir. Kıssalarda kaybedenlerden, kazananlardan bahsedilir. Kur’an Kıssasıyla kazanan ve kaybedenlerin özelliklerini bildirecek Araf süresinin 11. Ayetten 23. Ayete olan kısmı beraberce mülahaza edelim.

وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلآئِكَةِ اسْجُدُو لآدَمَ فَسَجَدُواْ إِلاَّ إِبْلِيسَ لَمْ يَكُن مِّنَ السَّاجِدِينَ {11}

قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلاَّ تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ قَالَ أَنَاْ خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِي مِن نَّار وَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍ {12}

قَالَ فَاهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ أَن تَتَكَبَّر فِيهَا فَاخْرُجْ إِنَّكَ مِنَ الصَّاغِرِينَ {13}

قَالَ أَنظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُون{14} قَالَ إِنَّكَ مِنَ المُنظَرِينَ {15} قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لأَقْعُدَنَّ لَهُمْ

صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ {16} ثُمَّ لآتِيَنَّهُم مِّن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِم وَعَنْ أَيْمَانِهِمْ وَعَن شَمَآئِلِهِمْ

وَلاَ تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَاكِرِينَ {17} قَال اخْرُجْ مِنْهَا مَذْؤُوماً مَّدْحُوراً لَّمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ لأَمْلأنَّ جَهَنَّمَ مِنكُم أَجْمَعِينَ {18} وَيَا آدَمُ اسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ فَكُلاَ مِنْ حَيْث شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا

هَـذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ {19} فَوَسْوَس لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُورِيَ عَنْهُمَا

مِن سَوْءَاتِهِمَا وَقَال مَا نَهَاكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَـذِهِ الشَّجَرَةِ إِلاَّ أَن تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا

مِنَ الْخَالِدِينَ {20} وَقَاسَمَهُمَا إِنِّي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحِينَ {21}

فَدَلاَّهُمَا بِغُرُورٍ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْءَاتُهُمَا وَطَفِقَ يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ الْجَنَّةِ وَنَادَاهُمَا رَبُّهُمَا أَلَمْ أَنْهَكُمَ عَن تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَأَقُل لَّكُمَا إِنَّ الشَّيْطَآنَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُّبِينٌ {22}

 

“Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. Onlar da İblis'in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı. Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir?

(İblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.

Allah: Öyle ise, "İn oradan!" Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! Çünkü sen aşağılıklardansın! Buyurdu.

İblis: Bana, (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver, dedi.

Allah: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu.

İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.  "Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!" dedi.

Allah buyurdu: Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım! (Allah buyurdu ki) : Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yerleşip dilediğiniz yerden yeyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın! Sonra zalimlerden olursunuz. Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi. Ve onlara: Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim, diye yemin etti. Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara: Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi? diye nidâ etti.  

(Âdem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” Araf, 7/11-23

İblis hata etti, hatasında ısrar etti, Rabbinin emrine karşı gelmekle kalmadı af dilemedi, bağışlanma dilemedi kaybedenlerden oldu. Hz. Âdem ve Hz. Havva Yüce Yaratanın bir emrini hata ile yerine getirmedi, ancak onlar bu hatasında ısrar etmediler, bağışlanma dilediler, affedildiler ve kazananlardan oldular.

Daha birçok kıssada birçok ibret var. Hz. Nuh’un tebliğine uyup gemisine binenler kazananlardan, oğlu dâhil O’nun tebliğine uymayanlar kaybedip devrin tufanına kapılanlardan oldu. Hz. Lut’a tabi olanlar kazananlardan, hanımı dâhil ona uymayanlar kaybedenlerden oldu. Hz. İbrahim kazananlardan, babası dâhil, nemrut ve ona uyanlar kaybedenlerden oldu. Hz. Musa kazananlardan, firavun ve ona uyanlar kaybedenler oldu.

Geçmiş insanların hepsi birer ümmet ve milleti idi, geçti gittiler. Sıra bizde biz de geçip gideceğiz. Kazananlardan mı olacağız? Kaybedenler mi olacağız?

Sen belirle ey genç kardeşim!

Şimdi sıra bizdedir. Devrin tufanında boğulup, devrin ateşinde yanıp, devrin fuhşiyatında ve münkeratına dalıp kaybedenlerden mi olacağız? Her devre hitap eden İslam Dini’nin ve O Dinin Kutsal Kitabı Kur’an’a ve Kur’an’ın en büyük tefsiri olan sünnete uyup kazananlardan mı olacağız? Hatamız içinde ısrar edip, hatamızdan dönmeyip, Rabbimize yönelmeyenlerden olup, kaybedecek miyiz? Yoksa Hz. Âdem ve Hz. Havva gibi Rabbimize yönelip, O’ndan başka gedecek kapımız olmadığına lakin bir bilgiyle iman edip, Rabbimize mi yöneleceğiz.

Kur’an-ı Kerim’e kulak verelim.

تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُم مَّا كَسَبْتُمْ وَلاَ تُسْأَلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ

“Onlar geçmiş birer ümmettir. Kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Onların yapmış olduklarından sorumlu değilsiniz.” Bakara, 2/134

Efendimiz (s.a.s)’e kulak verelim.

إِنَّ اللَّه يرفَعُ بِهذَا الكتاب أَقواماً ويضَعُ بِهِ آخَرين

“Allah şu Kur’an’la bazı kavimleri yükseltir; bazılarını da alçaltır.” Müslim, Müsâfirîn, 269

Bu ayeti ve bu hadisi dinledikten sonra yeniden soralım. Yükselenlerden mi olacağız? Alçalanlardan mı olacağız?

Bir Uyarı: Tefsir ilmiyle uğraşıp bizlere eserler bırakan müfessirlerin beyan ettikleri mânâlar, Arapça kaidelere, sarf ve nahiv kurallarına ters düşmemek şartıyla, Kur’an’ın bize aktarılmak istenen muradıdır. Yoksa anlaşılması gereken mutlak mananın bizatihi kendisi değildir. Çünkü Kur’an her çağa hitap edecektir. Bu sebeple Müfessirlerin insan olması hasebiyle yapabileceği yanlışları Kur’an-ı Kerime mal etmek yanlış olacaktır.

Şimdi Ey Genç Kardeşim!

Hidayet rehberi, dünya ve ahiret mutluluğunun anahtarı, gönüllerin şifası, Âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (s.a.s)’in en büyük mucizesi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c.)’n insanlığa gönderdiği son kitabı Kur’an-ı Kerim’i öğrenmek, okumak, anlamak, hayatımıza aktarmak kendimiz için, neslimiz için, geleceğimiz için.

Mehmet Akif Ersoy’un dörtlüğüyle bugünkü vaazımızı sonlandıralım.

Allah'a dayan saye sarıl hikmete râm ol
Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol
Allah'a dayan gâyene tevfikini versin
Kur'an'a sarılmazsan eğer yese düşersin

Yüce Rabbimiz hepimize gerçek doğruyu bulmayı, gerçek doğruyu bilmeyi, gerçek doğruya uymayı, dünyamızı ve ahretimizi bu doğrularla huzura kavuşturmayı bizlere nasip eylesin.

Allah’a emanet olun.

www.guncelvaaz.com

Ahmet ÜNAL

Vaiz