Cuma, 20 Ekim 2017

İslam Dini Hep Çalışmayı Emreder

وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَى

“Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.

Ve çalışması da ileride görülecektir.” (Necm, 43/39-40.)

İslam Dini kendisine inananlara sadece ahiret mutluluğunu vaat etmez ve bu mutluluk için hükümler getirmez. İslam Dini kendine inananlara dünya hayatında da mutlu olmayı vaat eder ve bu mutluluk için hükümler getirir.  İmani ilkeler böyledir. İbadet ilkeleri böyledir. Ahlaki ilkeler böyledir. Allah’a iman kişiye huzur verir, bir Rabbin varlığı kişiye güç verir, dayanma kuvveti verir. Ahirete iman kişiye bir bilinç kazandırır, dünyadayken yapıklarının hesabını vereceği bilinci kişiye dünyadayken güzel davranışlar sergilemesine vesile olur.  Namaz, oruç, zekat, hac, abdest, temizlik vb. tüm ibadetler ahret mutluluğun yanında dünya huzurunu da sağlar. Namaz kılan dünyada her türlü kötülüklerden uzak olur. Oruç tutan sıhhat bulur. Zekat veren malını sigortalatır. Hacca giden mahşeri provayı dünyada yaşar, tek başına olmadığının farkına varır. Abdest alan temiz olur. Temizliğe özen gösteren hastalıklardan emin olur. Doğru sözlü olmak ve yala söylememek, güvenilir olmak, gıybet ve dedikodu yapmamak, iftira etmemek vb. ahlaki ilkelerde dünya huzuru içindir. Ahlaki ilkeler yerine getirildiğinde, yalan söylenmediğinde, gıybet yapmadığında, iftirada bulunmadığında huzurlu olur.

Sizlere kısa bir girizgâh ile paylaşmak istediğimiz temel husus şudur ki Yüce Yaratan bizi dünyadayken en güzel davranışlar sergilememizi istiyor, bu mutluluğu elde etmemiz, hem dünyamızı hem de ahretimizi kurtarmamız için çalışmamızı emrediyor.

Şu hususu vurgulayarak vaazımıza başlayalım. “İslam Dini çalışma dinidir”

Çalışmada Dünya-Ahiret Dengesi

Tüm namazlarımızda tahiyyata oturduğumuzda bir dua okumaktayız. Yüce Rabbimize şöyle yalvarmaktayız.

وِمِنْهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

“Onlardan, ‘Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem ateşinden koru’ diyenlerde vardır. ” (Bakara, 2/201)

Tüm namazlarımızda duamıza konu olan dünya-ahiret dengesi çalışma hayatımızın temelini de oluşturmalıdır. Çünkü bu dengenin olmasını Yaratan (c.c.) istemektedir. Kasas süresine kulak verelim.

وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللَّهُ الدَّارَ الْآخِرَةَ وَلَا تَنسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَأَحْسِن كَمَا أَحْسَنَ اللَّهُ إِلَيْكَ

Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. (Kasas, 28/77.)

Sevgili Peygamberimizde (s.a.s) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır. “Dünya işlerinizi ıslah edip yoluna koyunuz, ahiretinizi de ihmal etmeyip onun için çalışınız,” (İbn Mace, nr. 2142)

Peki, çalışma hayatında alt bir seviyede olmak Allah katında da alt seviye olmak anlamına mı gelir?

Yüce Rabbimizin bir imtihan vesilesi olarak verdiği farklılıklarımızı çalışma hayatımızın temeline oturtturamayız. Çünkü kimimizin amir kimimizin memur olması, kimimizin işveren kimimizin işçi olması ve farklı konumlarda olmamız Allah-u Teâlâ’nın sadece bir imtihanıdır. Bu hususlar ise aramızda bir ayrışmanın sebebi asla olamaz. 

Bir ayetle konumuzu daha iyi anlamaya çalışalım.

أَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَةَ رَبِّكَ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُم مَّعِيشَتَهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُم بَعْضًا سُخْرِيًّا وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ

“Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.” (Zuhruf, 43/32.)

Eskilerin çok güzel bir sözü vardır “Sen ağa ben ağa, bu inekleri kim sağa” Evet, herkesin ekonomik imkânlara sahip olduğu bir toplumda kimler çalışır ki?

Allah katında üstünlük makam-mevki, servet, şan-şöhret ile değildir.

Üstünlük ancak takva (Allah’tan sakınma) iledir. İşte Hucurat süresi ayet bize şöyle ışık tutuyor.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

“Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” (Hucurat, 49/13)

 

Cahiliye döneminde Bilal-i Habeş (r.a.) bir köle idi. İnsanlar arasında değersiz görülürdü. Oysaki Efendimiz (s.a.s.) değersizliğin kişinin toplumsal konumuyla ilgili olmadığını ifade etti. Ayetler bu hususta indi. Bugün şu vurguyu tüm kardeşlerimize yenilemek isterim ki; Toplumsal statülerimiz, çalışma alanlarındaki konumlarımız bir imtihan vesilesidir. Yoksa aramızdaki üstünlük sebebi asla değildir. Zaten Hucurat süresinde ifade ettiğimiz üzere üstünlük ne yaratılış ile ne statü ile ne makam-mevki, ne zenginlik iledir. Üstünlük Allah (c.c.)’dan sakınma (takva) iledir.  Allah Resulü Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor.

إِنَّ الله لا يَنْظُرُ إِلى أَجْسامِكْم ، وَلا إِلى صُوَرِكُمْ ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعمالِكُمْ

“Allah (c.c.) sizin, şekillerinize, suretlerinize bakmaz. Sizin kalplerinize ve amellerinize bakar.”(Müslim, Birr, 33)

Hz. Peygamber (s.a.s) dilenmek yerine çalışmayı tavsiye ediyor.

لأَنْ يَأْخُذَ أَحَدُكُم أَحبُلَهُ ثُمَّ يَأْتِيَ الجَبَلَ ، فَيَأْتِيَ بحُزْمَةٍ مِن حَطَبٍ عَلى ظَهِرِهِ فَيَبيعَهَا ، فَيَكُفَّ اللَّه بها وَجْهَهُ ، خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَن يَسأَلَ النَّاسَ ، أَعطَوْهُ أَوْ مَنَعُوهُ

“Herhangi birinizin iplerini alıp dağa gitmesi ve sırtına bir bağ odun yüklenip getirerek onu satması ve Allah’ın bu sebeple onun yüzsuyunu koruması, verseler de vermeseler de insanlardan bir şeyler dilenmesinden çok hayırlıdır.” (Buhârî, Zekât 50)

Peygamber Efendimiz (s.a.s) zamanında yaşanmış bir olayı paylaşarak bu konunun önemini beraberce yeniden anlayalım. “Ensardan biri Peygambere gelip kendisinden dilendi. Peygamber efendimiz o kişiye: “Evinde bir şey yok mudur? Diye sordu. Adam: “Evet bir hasır ve bir de su kabımız vardır” dedi. Resulullah: “Git onları bana getir.” Dedi. Onları getirince iki dirheme satmış. Dirhemleri de adama vererek dedi ki: “Bir dirhemle çocuklarına yiyecek al, diğer dirhemle de bir balta satın al ve bana getir.” Adam baltayı getirince peygamber baltaya bir sap taktıktan sonra adama: “Al götür onunla odun kes sat, geçimini sağla, seni on beş güne kadar görmeyeyim.” buyurdu. Adam da gidip odunculuk yapmaya başladı ve peygamberin yanına on dirhem kazanmış olarak döndü. Peygamber efendimiz adama “Bu senin için, yüzünde dilencilik lekesi olduğu halde yanımıza gelmekten daha iyidir.” (İbn Mace, Ticaret, 282) buyurdu.

Çalışmak çabalamak insan için yeterli mi? Hiç dua edilmeyecek mi?

Maddi vesileleri yerine getirmek ne kadar değerli ise, manen Yüce Rabbimizin desteğini beklemek, O’nun bize yardım etmesini talep etmek, O’na duada bulunmak elbette çok değerlidir. Bu sebeple her türlü çaba-gayreti gösteren kardeşlerimiz, dua ederek bu çalışmalarını başarıya ulaştıracaklardır. Zaten çalışma insana, başarıya ulaştırma ise Allah’a (c.c.) aittir.

قُلْ مَا يَعْبَأُ بِكُمْ رَبِّي لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا

(Ey Muhammed!) De ki: “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin! Siz yalanladınız. Öyle ise azap yakanızı bırakmayacak.” (Furkan, 25/77)

Çalışma hayatındaki hırslarımız bizleri sıkıntıya sokmaktadır.

Bazen bizden alttakilere (hayat şartları daha iyi olmayanlara) bakmama gibi büyük bir yanlışın içinde oluruz. Makamca (dünya makamı) bizden üsttün olanlara bakar, hayat şartları bizden iyi olanlara heveslenir onlar gibi olmamanın üzüntüsünü çekeriz. Oysaki bu model asla huzur getirmez. Bu hususu sizlerle paylaşırken şu vurguyu da yapmak isterim ki; Müslüman çalışacak en iyi yerde olmaya çaba gösterecek. Ancak iyi yerlerde olma adına haram olan şeylere tenezzül etmeyecek, hırs yapmayacak, kendineden aşağıda olanları ezmeyecek, hor ve hakir görmeyecek.

Peki, ne yapmalı? Çözüm yine hayat modelimizde Peygamberimiz (s.a.s.) o eşsiz sözlerinde saklı.

انْظُرُوا إلى منْ هَوَ أَسفَلُ منْكُمْ وَلا تَنْظُرُوا إلى مَنْ فَوقَكُم فهُوَ أَجْدرُ أَن لا تَزْدَرُوا نعمةَ اللَّه عَليْكُمْ

“Hayat şartları sizinkinden daha aşağı olanlara bakınız; sizden daha iyi olanlara bakmayınız. Bu, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hor görmemenize daha uygun bir davranıştır.”  (Müslim, Zühd 9)

Yüce Rabbine iman edip, ibadetlerine devam edip, ahlaklı olan bir kimse Rabbinin rızası için yapmış olduğu her iş ibadet mertebesindedir.

Arz ettiğim hususları hayatına aktaran bir memur mesaisine riayet ediyorsa, mesai süresi ibadet mertebesindedir. İşçi, esnaf vb. hep böyledir. İlmihal bilgisi olan şu konuyu yeniden hatırlatmak isterim. İbadet iki türlüdür. Özel anlamda ibadet, genel anlamda ibadet.

Namazımız, orucumuz, zekâtımız, haccımız özel anlamda ibadettir. Kişinin Allah rızası için yaptığı amelleri ise genel anlamda ibadettir. Âlemlere rahmet Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadislerinde şöyle buyuruyor. “Eğer bir adam, küçük çocuklarının rızkını kazanmak için çıkmışsa Allah yolundadır, ihtiyar anne-babasının ihtiyaçlarını karşılamak için çıkmışsa Allah yine yolundadır, kendi ekmeğini kazanmak için çıkmışsa yine Allah yolundadır. Şayet gösteriş için, böbürlenmek için çıkmışsa, işte o zaman şeytan yolundadır.” (Et- Teriğib ve’t- Terhib 2/524.)

Çalışma hayatımız bizi Rabbimize kulluk yapmaktan alıkoymamalıdır.

Biz bu dünyaya Rabbimize ibadet yapmaya geldik ki, bu durum tamamen bizim kendi lehimizedir. Hepimizce bilinen ve sıkça tekrarladığımız وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ       “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinle diye yarattım” (Zariyat, 51/56) ayeti kerime bize bu hususu vurgulamaktadır.

Çalışma haşatımız kulluk vazifemizi sekteye uğratmamalıdır. Çalışma hayatımızı dürüstlük, adalet, hakkaniyet vb. gibi erdemli ilkeler üzerine kurmalı, ibadetten, Rabbimize yönelmekten asla geri durmamalıyız. Geçici dünyaya aldanmamalıyız. Bu husustaki bir ayeti kerimeyi paylaşmak isterim. Rabbimiz süresinde şöyle buyuruyor.

فِي بُيُوتٍ أَذِنَ اللَّهُ أَن تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ يُسَبِّحُ لَهُ فِيهَا بِالْغُدُوِّ وَالْآصَال رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاء الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ

 “Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde hiçbir ticaretin ve hiçbir alışverişin kendilerini, Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoymadığı birtakım adamlar, buralarda sabah akşam O’nu tesbih ederler. Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar.” (Nur, 24/37)

Dünya hayatı ancak bir imtihan yeridir. İmtihan olduğumuz bu dünyada başarıl olmak zorundayız. Çünkü ahiret hayatı var. Çünkü hesap var. Çünkü cennet ve cehennem var. Çünkü Yüce Rabbimizin cemalini görmek veya görmemek var.

Geliniz! Her günümüzü, her anımızı, her ortamımızı fırsat bilelim. Rabbimize yönelelim. Efendimiz (s.a.s.) ahlakını bezenelim. Hangi konumda olursak olalım, ne kadar zengin olursak olalım geçici olan hiçbir şeye aldanmayalım.

Vaazımızı İsra süresinin 18 ve 19. Ayetleriyle sonlandırıyoruz.

مَّن كَانَ يُرِيدُ الْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُ فِيهَا مَا نَشَاء لِمَن نُّرِيدُ ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُ جَهَنَّمَ يَصْلاهَا مَذْمُومًا مَّدْحُورًا

وَمَنْ أَرَادَ الآخِرَةَ وَسَعَى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُولَئِكَ كَانَ سَعْيُهُم مَّشْكُورًا

“Kim bu geçici dünyayı isterse orada ona, (evet) dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra da cehennemi ona mekân yaparız. O, buraya kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak girer. Kim de mü'min olarak ahireti ister ve ona ulaşmak için gereği gibi çalışırsa, işte bunların çalışmalarının karşılığı verilir.” (İsra, 17/18-19)

Yüce Rabbimiz dünya ve ahiret için çalışmayı bizlere nasip eylesin. Yüce Rabbimiz, haramlarla meşgul olanlardan değil, helalinden çalışıp kazanmayı, helalinden yemeği bizlere nasip eylesin. Allah’a emanet olun.

www.guncelvaaz.com

Ahmet ÜNAL

Uzman Vaiz