Pazartesi, 26 Haziran 2017

Sadece İnsanlar Ölmüyor, İnsanlık Ölüyor

Ey Dünya! Daha Ne Kadar Bekleyeceksin

وَلاَ تَحْسَبَنَّ اللّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الأَبْصَارُ

Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor. (İbrahim, 14/42)

Yüce Yaratan zalimleri dünyada zelil etti, ediyor ve edecekte. Ahirette ceza, cehennem ve ateş onlar için. Geçmiş zalimlerden ibret alınmayacak mı? Firavuna ne oldu? Hani nemrut, hani Karun, hani ebu cehil, ebu leheb, adlarını ağızlarına alan veya onlara rahmet okuyanlar var mı? Çağdaş firavunlara, nemrutlara, karunlara kim rahmet okuyacak? 

Zalimler Asla Felah Bulmaz

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ إِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ

“Kim Allah’a karşı yalan uydurandan, ya da O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalimdir? Şüphesiz ki, zalimler kurtuluşa eremez.” (En’am, 6/21)

Ya 20. Yüzyılda zalimce davranışlarla insanların başına bela açanlar. Akif Çanakkale Şehitlerinde o günün zalimlerini şöyle dile getiriyor.

Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı! hayasızcasına,
Maske yırtılmasa hali bize affetti o yüz...
Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.

Ya günümüz. Ya 21. Yüzyıl. Sözüm ona medeniyet çağı diyorlar bu yüzyıla. Aman Ya Rabbi! Ne medeniyet, tek dişi kalmış canavarlar, mazlumların üstüne saldırıyor. Arif Nihat Asya’nın diliyle sesleniyoruz.

Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
(Ebu Leheb öldü) diyorlar:
Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed;
Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!

Bugünün zalimleri dünden farksız mı? İçlerinde bulunan düşmanlığı kan olup kusanlar dünden daha mı masum? Asla! Zalim aynı zalim. Zulüm aynı zulüm. Suriye'de, Mısır'da, Myanmar'da zalim aynı zalim. Zulüm aynı zulüm. 

Zalimin dini yoktur. Zalimin milleti yoktur. Zalimin rengi yoktur.

Zalimler tek bir güruhtur. Cehennemin cürufu. Mazlumunda kim olduğuna, nereli olduğuna bakılmaz. Dindarlığına, dinsizliğine bakılmaz. “Mazlum bizden olunca üzülürüz, bir başka milletten, bir başka dinden, renkten olursa biz karışmayız” cümlesini Müslüman olarak bizler asla söyleyemeyiz. Şu cümle bizim şiarımızdır.

Afrika'da öldürülse bir yerli
canı bende çıkıyor

ölü başka yerde
şivan benim hanede

 

Ey Müslüman!

Bugün tarafımızı belli etme vaktimizdir. Kimi elle düzeltir, kimi dille düzeltir, kimi de kalbiyle buğzeder. Bugün, İbrahim (a.s.)’ın içine atılmak istenen ateşe su götüren karınca yerinde olma vaktidir. Bizim suyumuzun bu ateşi söndürüp söndüremeyeceğini bilemiyoruz. Ancak bugün tarafımızı belli etme vaktidir. Ateşi yakanların tarafında mı, ateşi söndürmek için su taşıyanların tarafında mı olacağız? Ey kardeşim kararını ver ve verdiğin kararın gereğini yerine getir.

Uhud harbini düşün. Her devirde bir çetinlik, bir uhud olabilir. İnananların dünyalık elde etmeleri isteklerinden dolayı bozguna uğratılanlar gerisin geri dönmüş ve Müslümanlar iki arada kalmış olabilir. Dün yaşandığı gibi, bugünde Müslümanlar dünyanın tam ortasında herkesin gözü önünde gözü dönmüş canilerce kuşatılmış olabilir. Ancak bugün Hz. Muhammed (s.a.s)’in etrafında yeniden kenetlenme günüdür. Al-i İmran Süresi 140, 141, 142. Ayetleri iyice anlama ve hayata aktarma günüdür.

إِن يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِّثْلُهُ وَتِلْكَ الأيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّهُ الَّذِينَ آمَنُواْ وَيَتَّخِذَ مِنكُمْ شُهَدَاء وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ الظَّالِمِين

وَلِيُمَحِّصَ اللّهُ الَّذِينَ آمَنُواْ وَيَمْحَقَ الْكَافِرِينَ

أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُواْ الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّهُ الَّذِينَ جَاهَدُواْ مِنكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِرِينَ

“Eğer siz (Uhud’da) bir yara aldıysanız, şüphesiz o topluluk da (Müşrikler de Bedir’de) benzeri bir yara almıştı. İşte (iyi veya kötü) günleri insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz. (Bazen bir topluma iyi ya da kötü günler gösteririz, bazen öbürüne.) Allah, sizden iman edenleri ayırt etmek, sizden şahitler edinmek için böyle yapar. Allah, zalimleri sevmez. Bir de Allah, iman edenleri arındırmak ve küfre sapanları mahvetmek için böyle yapar. Yoksa siz; Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Al-i İmran, 3/140-142)

 

Sen sana düşeni yap Ey Kardeşim. Allah zalimi elbette perişan edecektir.

وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلَكِن ظَلَمُواْ أَنفُسَهُمْ فَمَا أَغْنَتْ عَنْهُمْ آلِهَتُهُمُ الَّتِي يَدْعُونَ مِن دُونِ اللّهِ مِن شَيْءٍ لِّمَّا جَاء أَمْرُ رَبِّكَ وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْبِيبوَكَذَلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَا أَخَذَ الْقُرَى وَهِيَ ظَالِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ

“Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince, Allah’ı bırakıp da taptıkları ilâhları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. İlâhları onların sadece ziyanlarını artırdı. Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz O’nun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir.” (Hud, 11/101-102)

Bize düşen maddi ve manevi desteği mazluma aktarmakladır. Bize düşen zalimin yanında yer almamamızdır. Bize düşen her anımızda Müslüman kardeşlerimiz için duada, niyazda, yardımda bulunmamızdır.

المُسْلِمُ أَخُو المُسْلِمِ ، لا يظْلِمُه ، ولا يُسْلِمهُ ، منْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حاجتِهِ ، ومَنْ فَرَّج عنْ مُسْلِمٍ كُرْبةً فَرَّجَ اللَّهُ عنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يوْمَ الْقِيامَةِ ، ومَنْ ستر مُسْلِماً سَتَرهُ اللَّهُ يَوْم الْقِيَامَةِ

“Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman’dan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslüman’ın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.” (Buhari, Mezalim 3)

Ey Müslüman! Sakın kardeşinin başına gelen musibete memnun olma

Felaketlere sevinilmez. “İyi oluyor bunlara” denmez. “Hak etmişti bunlar” söylenemez. Müslüman -kim olursa olsun- kötülüklere mutlu olan bir insan değildir.

لا تُظْهِرِ الشَّمَاتَة لأخيك فَيرْحمْهُ اللَّهُ وَيبتَلِيكَ

“Kardeşinin uğradığı felâketi sevinçle karşılama! Allah onu rahmetiyle o felâketten kurtarır da seni derde uğratır.” (Tirmizi, Kıyamet 54)

Ey Dünya Halkları!

مَنْ لا يرْحَم النَّاس لا يرْحمْهُ اللَّه

“İnsanlara merhamet etmeyene Allah’ta merhamet etmez” (Buhari, Edeb 18)

مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ كَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَن قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا وَلَقَدْ جَاء تْهُمْ رُسُلُنَا بِالبَيِّنَاتِ ثُمَّ إِنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم بَعْدَ ذَلِكَ فِي الأَرْضِ لَمُسْرِفُونَ

“Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.” (Maide, 5/32)

Merhametsizce öldürülen insan değil mi? Mısır'da, Suriye'de öldürülen insan değil mi?Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi millete, hangi dine mensup olursa olsun. Rengi ne olursa olsun. İnsana yapılan zulüm, insanlığa yapılmıştır. İnsanlık öldü mü geriye ne kalır? İnsanlıktan uzaklaşılırsa hayvanlar daha şerefli hale gelir.

أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ أَوْ يَعْقِلُونَ إِنْ هُمْ إِلَّا كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلًا

“Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha da şaşkındırlar.” (Furkan,  25/44)

İnsanlıktan uzaklaşılırsa dünya yaşanmaz hale gelir. İnsanlık giderse geriye hayvanlık kalır. Tüm dünya halkları! Gün sadece Müslümanları değil, gün insanlığı vahşetten kurtarma vaktidir. Bugün Mısır'a, Suriye'ye yardım etmekle insanlığı kurtaracağız.

Bu kadar zulme yerler ve gökler dayanmaz

Zulmün ortadan kaldırılması için çaba gösterilmez ise, mazlumların yanında olunmaz ise zulüm arşa çıkar. Arşa ulaşan zulüm destekçilerine bela olarak yağar. Yer kaynar, gök yağar.

Muaz (r.a.) Yemen’e vali olarak atandığında Hz. Peygamber (s.a.s)’in kendisine hatırlattığı şu cümleyi tüm dünyaya yeniden hatırlatıyoruz.

واتَّقِ دعْوةَ الْمَظْلُومِ فَإِنَّهُ لَيْس بينها وبيْنَ اللَّه حِجَابٌ

“…Mazlumun bedduasını almaktan da son derece çekin, çünkü onun bedduası ile Allah arasında bir perde yoktur.” (Buhari, Zekat 41)

Yarın yerler kaynarsa, yerler birbirine girerse, gökler yağar seller meydana gelirse, krizler olur, ekonomik, sosyal vb. krizler olursa, küresel köyde küresel krizler meydana gelirse kimse suçu başkasına atmasın. Ey Dünya Halkı! Bil ki; Tüm kötülükler insanların kendi elleriyle yaptıklarından dolayıdır.

مَّا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّهِ وَمَا أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَّفْسِكَ وَأَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولاً وَكَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا

“Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.” (Nisa, 4/79)

Bugün zalimleri ve zalimlere destek verenleri Kur’an diliyle uyarıyoruz.

وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ الْآزِفَةِ إِذِ الْقُلُوبُ لَدَى الْحَنَاجِرِ كَاظِمِينَ مَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ حَمِيمٍ وَلَا شَفِيعٍ يُطَاعُ

“Yaklaşmakta olan gün konusunda onları uyar. O gün yürekler gam ve tasa ile dolu, (sanki) gırtlaklara dayanmıştır. Zalimlerin ne sıcak bir dostu, ne de sözü dinlenir bir şefaatçisi vardır.” (Mü’min, 40/18)

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimizin (s.a.s) şu hadis-i şerifini yeniden hatırlayalım. “Allah’a yemin ederim ki; ya iyiliği emreder, kötülükten nehyeder, zalimin elini tutup zulmüne mani olur, onu hakka döndürür ve hak üzerinde tutarsınız; ya da Allah Teâlâ kalplerinizi birbirine benzetir. Sonra da İsrailoğullarına lanet ettiği gibi size de lânet eder.” (Ebu Dâvud, Melâhim 17)

Sözümüzü Mehmet Akif Ersoy (cennet mekân) sözleriyle sonlandırıyorum.

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdımı, hatta boğarım! ...
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

 

Rabbim Mısır'daki, Suriye'deki, Myanmar'daki tüm dünyadaki cümle Müslüman kardeşlerimin yar ve yardımcısı olsun. Rabbim Müslümanlar arasına birlik nasip etsin. Mazlum kardeşlerimiz için Rabbimize niyazda bulunuyoruz: “Ey Rabbimiz! Biz hata ettik, Sen etme. Biz birbirimize düştük, Sen kalplerimizi birleştir. Zalimlerden yana değiliz. Zalimin zulmünü bitir. Zalimlere destek verenlerin güçlerini kes. Mazlumdan yanayız. Mazlumlara rahmet et. Kardeşlerimize yardım et. Ne olur Ey Rabbimiz! Sevdiklerin hürmetine dualarımızı kabul eyle. Âmin!”

www.guncelvaaz.com

Ahmet ÜNAL

Uzman Vaiz