Perşembe, 14 Aralık 2017

Günümüzün Hak İhlaline Ramazanda Çözüm Bulmak

Eşlerin birbirleri üzerindeki haklarını sadece bir tarafın bilmesi yeterli değildir. Bu hakları her iki tarafın iyice anlaması ve hayatına aktarması gerekmektedir. Bu Ramazan gecesinde son günlerde üzülerek okuduğumuz veya seyrettiğimiz bir husustan kadınlara yönelik şiddetten bahsetmeye çalışacağız.

Öncelikle şu cümleyle söze başlayalım. Şiddet kimden gelirse gelsin yanlıştır. Ana-baba çocuklarına veya çocuklar ana-babasına şiddet uyguluyorsa, kadından erkeğine veya erkekten kadınına karşı bir şiddet varsa hepsi yanlıştır. Bu hususu hepimiz bilmemiz ve bu yanlışın kul hakkı olduğunu unutmamamız gerekmektedir. Çünkü toplumumuzda şöyle bir yanlış anlayış var. “Eşimdir, ister severim ister döverim”, “Çocuk benim değil mi? Severimde döverimde”. Bu veya buna benzer sözlerin tamamı yanlıştır. Yaratan karşısında herkes birdir ve herkes ahrirette kul hakkını ödeyecektir. Kul hakkını ödeme, eş olmak, ana-baba olmak veya çocuk olmak arasında hiçbir farklılık yoktur.

Çözüm temelden başlamakla olur. Bu temel ise zihniyettir. Zihniyet değişmedikçe gerçek çözüme ulaşılamaz. Bu zihniyet değişimi ise kız çocukların toplum nazarındaki yerinin doğru bir zemine oturtturulmasıyla mümkündür. Bu ölçü ise İslam Dininde vardır

Özellikle kadınlara yönelik yapılan şiddetin ana kaynağı olarak hep namus kavramı ön plana çıkarılmaktadır. Toplum olarak çok tehlikeli bir yanlış içerisindeyiz. Erkek evladımız cinsel konuda bir hata yaptığı zaman “erkektir yapar”, “Aslan Evladım”, “Gençtir olur böyle şeyler” vb. gibi birçok yanlış sözler söylerken, kız evlatlarımız aynı hatayı yaptığı zaman hemen namus ön plana alınır ve kız evlada karşı çok kötü sonuçlar doğuracak davranışlar ortaya çıkar. Oysaki ister erkek olsun ister kız olsun namus ortak bir kavram olarak her iki grubu da bağlamaktadır. Bu sebeple öncelikle düzeltmemiz gereken husus, çocuklarımıza namus kavramını en doğrul şekilde öğretmek olacaktır.

Günümüzde kız çocuklarını hor görmek gibi çok kötü bir cahiliye âdetini devam ettiren insanları görebilmekteyiz. Böyle insanların kız çocukları olduğunda yüzlerinin farklılaştığı görülmekte. Yüce Yaratan böyle bir durumun ne kadar yanlış bir tutum olduğunu şöyle vurgulamaktadır.

وَيَجْعَلُونَ لِلّهِ الْبَنَاتِ سُبْحَانَهُ وَلَهُم مَّا يَشْتَهُونَ {} وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُمْ بِالأُنثَى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدّاً وَهُوَ كَظِيمٌ {} يَتَوَارَى مِنَ الْقَوْمِ مِن سُوءِ مَا بُشِّرَ بِهِ أَيُمْسِكُهُ عَلَى هُونٍ أَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِ أَلاَ سَاء مَا يَحْكُمُونَ

“Haşa! Beğendikleri erkek çocukları kendilerine; kızları da Allah'a malediyorlar. O bundan münezzehtir. Aralarından birine bir kızı olduğu müjdelendiği zaman içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden, halktan gizlenmeye çalışır; onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hükmediyorlar!”[1] Nahl, 16/57-59

Ayet-i kerime insan psikolojini ne güzel ortaya koymaktadır. Çünkü insanlar iyi bir şey elde ettiklerinde hemen kendine mal eder. Kötü bir şey başlarına geldiklerinde ise ve kötü bir şey yaptıklarında bunu hemen başka birisine mal etmeye çalışırlar. İşte kız çocuklarının olmasından dolayı insanın içerisinde bulunduğu psikolojik durumda aynen böyle. Erkek evladı olanlar Haşa! Sanki o çocuğu kendisi elde etmiş gibi gururlanmakta, kız çocuğu olduğu zamanda bunu Yaratana izafe etmektedir ki, bu durum ne kadar yanlış ve ne kadar da kötüdür.

Câhiliye Arapları kız çocuklarım iki nedenle istemezlerdi: İlki geçim sıkıntısı, ikincisi de namus anlayışları. Erkek çocuklar ileride ka­bilenin silâhşoru olacakları için onları istememek şöyle dursun, 57. âyetin sonun­da da ima edildiği üzere, erkek çocuklara sahip olmaktan özellikle hoşlanırlar, sa­yılarının çokluğu ile övünürlerdi; fakat kız çocukları, Türkçe'deki meşhur deyi­miyle “Kaşık düşmanı" olarak telakki edilirdi. İkinci ve daha önemli nedene gelin­ce, ardı arkası kesilmeyen kabileler arası savaşlarda kız ve kadınların esir düşme­leri ve câriye olarak tutulmaları, alınıp satılmaları, namusuna çok düşkün olan Câhiliye Arabi için son derece onur kinci bir durumdu ve bu yüzden toplumda kız çocuğuna sahip olmak bir utanç nedeni olarak algılanıyordu; aslında sevinmek ge­rektiği için 59. âyette "müjde" kelimesiyle ifade edilen böyle bir doğum haberi alan baba, tam tersine üzüntüye boğuluyordu. Âyet, bu son derece cahilce telakki­nin, acımasız törenin baskısı altında kalan, ama fıtratındaki babalık duygusunun etkisinden de kurtulamayan Câhitiye Arabi'nin bunalımım, kısa fakat oldukça et­kileyici bir ifadeyle özetlemektedir: "Böyle bir alçalıcı duruma rağmen onu ya­nında mı tutsun yoksa toprağa mı gömsün?" Âyet, onları böylesine korkunç bir ikilemle karşı karşıya bırakan zihniyeti "Görün işte, ne kötü yargıda bulunuyorlar!" diyerek mahkûm etmektedir.[2]

Bir kimsenin erkek çocuğu olmadan birden fazla kız çocuğu olduğunda toplum içinde mahcup bir durumda kaldığını üzülerek görmekteyiz. Toplum tarafından erkek çocuğu doğurmadan hep kız çocuğu doğuran kadınlar -sanki yaratma kendi ellerindeymiş gibi- kınanmakta, erkekler ise alaya alınmaktadır. Bu yanlışlığın itikadi açıdan yanlış olduğun vurgulayalım. Çünkü insanın erkek veya kız olarak yaratılışı Allah’a aittir. Bu hususu ayetten öğrenelim.

 

لِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ يَهَبُ لِمَنْ يَشَاءُ إِنَاثاً وَيَهَبُ لِمَن يَشَاءُ الذُّكُورَ {} أَوْ يُزَوِّجُهُمْ ذُكْرَاناً وَإِنَاثاً وَيَجْعَلُ مَن يَشَاءُ عَقِيماً إِنَّهُ عَلِيمٌ قَدِيرٌ

“Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk verir. Yahut hem kız hem erkek çocuk verir, dilediğini de kısır kılar. O, bilendir, her şeye Kadir'dir.”[3]

Bir başka ayeti kerimeyi de sizlerle paylaşmak isterim. Allah-u Teala şöyle buyuruyor.

وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلادَكُمْ خَشْيَةَ إِمْلاقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَإِيَّاكُم إنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْءاً كَبِيراً

“Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin. Biz onlara da size de rızık veririz. Onları öldürmek, şüphesiz büyük bir günahtır.” [4]

Ayeti kerimede ifade edilen öldürme hadisesini maddi olarak anlayabileceğimiz gibi manevi olarak öldürme olarak da anlayabiliriz. Günümüzde maddi imkânsızlıklarını bahane ederek çocuklarını sokak ortasına atan sonrada üzerinden araba geçmesi sebebiyle ölen çocuktan haberler bahsetti. Bu böyle bir öldürmeye örnektir. Bunun yanında çocukları maddi imkânsızlıkları ön plana sürerek onları ilimle, imanla ve irfanla buluşturmamak ta onları manen öldürmek demektir. Bu durumda ilki kadar tehlikelidir. 

İslam Dini kadına daha çocukken değer verilmesini ve en güzel şekilde yetiştirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Çünkü toplumları şekillendiren insanları ilk yetiştiren annelerdir. Bu sebeple toplumun değerlere bağlı yetişmesini istiyor isek öncelikle o toplumun kız çocuklarını İslam Dininin en güzel ilkelerine uygun yetiştirmemiz gerekmektedir. Kız çocuklarının yetiştirilmesinin önemini iki hadisle anlamaya çalışalım.

Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi:

Yanında iki kız çocuğu bulunan bir kadın gelerek bir şeyler istedi. Evde bir hurmadan başka bir şey yoktu. Onu çıkarıp kadına verdim. Kendisi hiç tatmadan hurmayı ikiye bölerek çocuklarına verdikten sonra kalkıp gitti. Bu sırada Peygamber aleyhisselâm yanımıza geldi. Ben bu olup biteni kendisine anlatınca şöyle buyurdu:

مَنِ ابْتُلِيَ مِنْ هَذِهِ البَنَاتِ بِشَيْءٍ فَأَحْسَنَ إِلَيْهِنَّ كُنَّ لَهُ سِتْراً من النَّارِ

“Her kim kız çocukları yüzünden bir sıkıntıya uğrar da onlara iyi bakarsa, bu çocuklar onu cehennem ateşinden koruyan bir siper olurlar.”[5]

Hz. Enes (r.a.)’dan aktarılan bir hadiste Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır.

مَنْ عَالَ جَارِيتَيْنِ حَتَّى تَبْلُغَا جَاءَ يَومَ القِيامَةِ أَنَا وَهُو كَهَاتَيْنِ  وَضَمَّ أَصَابِعَهُ

“Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp terbiye ederse, kıyamet günü o kimseyle ben şöyle yan yana bulunacağız” buyurdu ve parmaklarını bitiştirdi.”[6]

Hanımlarımıza karşı tutumlarımıza gelince: Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)’in hadislerinden nasıl bir davranış modeli benimsememiz şöyle bildirilmektedir.

اسْتوْصُوا بِالنِّساءِ خيْراً ، فإِنَّ المرْأَةَ خُلِقَتْ مِنْ ضِلَعٍ ، وَإِنَّ أَعْوجَ ما في الضِّلعِ أَعْلاهُ ، فَإِنْ ذَهبتَ تُقِيمُهُ كَسرْتَهُ ، وإِنْ تركتَهُ ، لمْ يزلْ أَعوجَ ، فاستوْصُوا بِالنِّسَاءِ

“Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum; vasiyyetimi tutunuz. Zira kadın kısmı kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri yeri üst tarafıdır. Eğri kemiği doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi hâline bırakırsan, yine eğri kalır. Öyleyse kadınlar hakkındaki tavsiyemi tutunuz.”[7]

Bu hadisi şerifle Efendimiz bize kadının yaratılışına dair biyolojik bilgi vermek istememiştir. Bize kadınla nasıl geçinmek gerektiğini anlatmıştır. Dövmekle sövmekle kadını arzu edilen şekle koymanın mümkün olmayacağını belirtmiştir. Hiddet ve şiddet yerine, ülfet ve şefkat yolunu tutmayı tavsiye etmiştir. Kadına ancak bu yolla yaklaşmanın ve ona tesir etmenin mümkün olabileceğini ifade etmiştir. Aile yuvasının huzuru, ailedeki fertlerin saâdeti için tutulacak yol budur. Fakat kadının dünyasına ve âhiretine zarar verecek hususlarda doğruyu anlatmak ve ona yardımcı olmak gerekir.[8] Bir başka hadis ile Efendimiz (s.a.s.) bize şu tavsiyeyi yapmaktadır.

لا يَفْرَكْ مُؤْمِنٌ مُؤْمِنَةً إِنْ كَرِه مِنها خُلقاً رضِيَ مِنْها آخَرَ

“Bir kimse karısına kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.”[9]

Bir diğer hadiste ise Sevgili Peygamberimiz kadınlarını dövenlerin çelişkilerini şöyle bildiriyor.

يعْمِدُ أَحَدكُمْ فيجْلِدُ امْرأَتَهُ جلْد الْعَبْدِ فلَعلَّهُ يُضاجعُهَا مِنْ آخِر يومِهِ

“Sizden biriniz karısını köleyi döver gibi dövmeye kalkışıyor. Belki de o akşam onunla aynı yatakta yatacaktır.”[10]

Bazı sözler var ki yaygın olarak günümüzde kullanılmaktadır. “Kızını dövmeyen dizini döver”, “Kadının belinden sopayı elinden çocuğu eksik etmeyeceksin” veya bunlara benzer nice sözler var. Şimdi hepimiz cevap bulalım. Şimdiye kadar aktardığımız ayet ve hadislerin hangisinde bu sözleri destekler bir bilgi var. İslam Dininin hangi ilkesi bizi böyle bir yanlışa götürmektedir. Oysaki aile yuvası huzur bulmak için meydana getirilmektedir. Bu huzur ise dayakla, kötü sözle, küfür söylemekle sağlanamamıştır. Bu sebeple Efendimizin tavsiyelerine uymak bizim yükümlülüğümüzdür.

Şu hususu yeri gelmişken belirtmekte fayda var. Örfler Kur’an ve Sünnete aykırı değilse itibara alınır. Yani bir davranışı İslam Dini yasaklamışsa örfte bile olsa o davranıştan vazgeçilir. Bazı bölgelerimizde namus cinayetleri adıyla kadınlar katledilmekte ve bunun örfte olduğu ifade edilerek yapılması gerektiği vurgulanmaktadır. Yüce Allah bir mümini kasten öldürenin ebedi olarak cehenneme gireceğini bildirmektedir. Nisa süresi 93. Ayette şöyle buyrulmaktadır.

وَمَن يَقْتُلْ مُؤْمِناً مُّتَعَمِّداً فَجَزَآؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِداً فِيهَا وَغَضِبَ اللّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَاباً عَظِيماً

 “Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir. Allah ona gazabetmiş, lanetlemiş ve büyük azab hazırlamıştır.”[11]

Şimdi ayet böyle açıkken biz Allah’ın (c.c.) ayetine mi itibar edeceğiz yoksa yanlış bir şekilde kültürümüze yerleşmiş örfümüze mi itibar edeceğiz? Eğer Allah’ın indirdiği kitaba itibar etmeyeceksek o zaman gerçek anlamda İman etmiş olur muyuz?

Olaya bir başka boyutla bakmakta fayda var. Oda kadınlarda evlerinin huzurunu korumak için çaba göstermelidir. Özellikle iffetlerini koruma noktasında hassasiyet göstermeleri gerekmektedir. Evlerinin sırlarını başkalarına aktarmamalı, evlerinde olup bitenleri anlatmamalıdır. Ayrıca maddi durumun farklılaştığı zamanlar olabilir ki, işte bu noktada çokluğu beraber paylaşan eşler azlığı da beraber paylaşmalıdır. Diğer bir noktadan evin eksikleri olabilir. Başkalarından görülen ve beğenilen her şey alınmayabilir. Bu durumları da anlayışla karşılamakta fayda vardır. Ayrıca kadının kocasında beğenmeyeceği veya küçümseyeceği bazı özellikler olabilir. Bu özelliklerde aile yuvasının dağılmasına sebebiyet vermemelidir.

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Kızına yaptığı şu tavsiyeyi sizinle paylaşmak isterim.

Erinin hakkına eyle riayet!
Ona hizmet. Allah için ibadet,
İyi geçinmektir esas marifet,
Güleç yüzlü, güzel sözlü ol kızım!

Sakın darılıp hiç kimseye sövme!
Çocuklara kızıp onları dövme!
Evinde sokakta kendini övme!
Güleç yüzlü, güzel sözlü ol kızım!

Her evlilik mükemmel gidecek diye bir şeyde mümkün değildir. Elbette sıkıntılar olabilmektedir. Bu sıkıntılara göğüs germek asıldır. Ancak evliliğin de çekilmez bir hal aldığı ve eşlerin birbirinden ayrılması mecburen gereken durumlar olabilir. Bu durumda da boşanma İslam dininin meşru gördüğü hükümlerdendir. Boşanan eşler ise birbirine saygı duymalıdır. Birkaç haftadan beri boşanan eşlerin arasında meydana gelen öldürme hadiselerini takip etmekteyiz. Bu tutum ne insanidir nede İslami’dir. İnsanlığımıza ve dinimize yakışmayan davranışlardan uzak duralım. Anneyi kabire, babayı da hapishaneye götürmekle çocukları anasız ve babasız bırakmayalım.

Sonuç itibariyle hepimize düşen vazifeler var. Herkes İslam dininin koymuş olduğu ilkeler uymalı, birbirinin hakkına riayet etmelidir. Yoksa gerçek anlamda huzura ve mutluluğa ermemiz mümkün değildir.

Yüce Rabbim aile hayatımıza huzur versin. Hakkı hak bilip hakka tabi, batılı batıl bilip batıldan sakınanlardan eylesin. Eşler arasına muhabbet nasip eylesin.

Allah’a emanet olun.

www.guncelvaaz.com

Ahmet ÜNAL

Vaiz

 

 

 


 

[1] Nahl, 16/57-59

[2] Kur’an Yolu Kelime Meal Tefsir, DİB yay. c.III, s. 363-364

[3] Şura, 42/ 49-50

[4] İsra, 17/31

[5] Buhari, Zekat 10

[6] Müslim, Birr 149

[7] Buhari, Enbiya 1

[8] Riyazü’s-Salihin, Tercüme ve Şerhi, Erkam yay. c.II, s.316

[9] Müslim, Rada 61

[10] Müslim, Cennet 49

[11] Nisa, 4/93