Cuma, 20 Ekim 2017

Hoş Geldin Merhamet Ayı: Ramazan

Bu gece Teravih namazıyla Ramazanı karşılıyoruz. Bu gece ilk sahurumuza kalkacağız. Bir ramazana daha ulaşmanın verdiği sevinçle Rabbimize hamd ediyor, Sevgili Peygamberimize salât ve selam ediyoruz. Bu gecenin heyecanı ile Rabbimize sığınıyor el açıp âmin diyoruz. “Ey Rabbimiz! Bizleri bu ramazandan en güzel şekilde istifade edenlerden eyle. Peygamber Efendimiz her ramazanda okuduğumuz bir hadiste şöyle buyuruyor. "Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden kurtuluş" Ey Rabbimiz! Bizleri evvelinde rahmete nail olanlardan, ortasında mağfirete uğrayanlardan sonunda da cehennemden azat olanlardan eyle.  Bu gecede kendisiyle sevindiğimiz Ya Şehri Ramazan! Hoş geldin. Hoş geldin merhametin tecellisi ramazan.

Allah merhametlidir. Bizlerin yaratılmış olması O’nun merhametinin tecellisi değil midir? Biz yok idik. Eğer yaratılmasaydık hiç olmayacaktık. Bizi yoktan var eden bize hiç merhametli olmaz mı? Yaratılmış olanların bizim istifademize sunulması merhamet tecellisi değil midir? Namazlarımızın her rekâtında okumuş olduğumuz Fatiha süresinde Cenab-ı Mevla

الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ {}الرَّحْمـنِ الرَّحِيمِ {}

“(Her çeşit hamd ve övgü yalnızca bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O Rahmandır (sonsuz şefkat ve merhamet sahibidir), O Rahimdir ( çok şefkatli ve merhametlidir).”[1] buyurarak hem bu dünyada hem de ahiret yurdunda merhametinin her şeyi kuşattığını bizlere bildirmektedir..

Efendimiz (s.a.s.)’den bir hadisle Allah-u Telanın kullarına karşı merhametini daha iyi anlamaya çalışalım.

İki Cihan Güneşi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), bir gün mescide otururken bir gurup esir getirildi. İçinde kadınlar ve çocuklar da vardı. Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir de ne görsün... Baktı ki, esirler içinde bir kadın çocuğunu kaybetmiş, aklını kaybetmişçesine, deli olmuşçasına bir sağa bir sola koşuyor. Kadın yakaladığı her çocuğu sinesine basıyor, kokluyor sonra bırakıyordu. Sonra kendi yavrusunu buldu, bağrına bastı. Doyma bilmeyen bir arzu ile onu öpüyor, kokluyor, tekrar bağrına basıyordu. Allah Resulü (s.a.s.) bu manzara karşısında iyice doldu ve:

"Şu kadını görüyor musunuz?" dedi. Sahabi cevap verdi: "Evet Ya Resûlallah!" Allah Resûlü (s.a.s.) tekrar "Bu kadın şu kucağındaki çocuğunu cehenneme atar mı?"diye sordu. Sahabi "Hayır ya Resûlallah!" karşılığını verdi. Ve işte bunun üzerine Rahmet Peygamberi şu hikmet dolu sözleri söyledi:

"Allah o kadından daha şefkatlidir, kullarını cehenneme atmaz."[2]

 

Ramazan merhamet tecellisidir.

Kur’an- Kerim ramazan ayında kadir gecesinde indirilmiştir. Ramazanı karşıladığımız bu ilk gecede bu ayetleri yeniden hatırlayalım.

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ

“(O sayılı günler, Ramazan ayı), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin.”(1)

Böylece Kur’an-ı Kerim indirildiği ayı onbir ayın sultanı yapmış, indirildiği geceyi ise bin aydan daha hayırlı kılmıştır. Kur’an-ı Kerim ise yaratanın kullarına karşı merhametidir. Bu sebeple Kur’an-ı kerime uymakla Yaratanın merhametine de nail olacağımız unutulmamalıdır. Bu hususla ilgili şu ayeti sizlerle paylaşmak isterim.

وَهَـذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

En güzel örnek olan Sevgili Peygamberimiz ise Ramazan ayının nasıl bir merhamet tecellisi olduğunu bizlere şöyle bildirmektedir.

الصَّلَواتُ الخَمْسُ والجُمُعةُ إلى الجُمعةِ ، وَرَمَضَانُ إلى رمَضَانَ ، مُكَفِّرَاتٌ ما بيْنَهُنَّ إذا اجْتُنِبَتِ الكبَائِرُ

“Büyük günahlardan kaçınıldığı sürece, beş vakit namaz ile iki cuma ve iki ramazan, aralarında geçen günahlara keffaret olur.”[4] Efendimiz (s.a.s.)’in ifade ettiği üzere Ramazana ulaşmak ve bu aydan istifade etmek suretiyle günahlarımızı affettirebileceğiz. Bu zaman dilimi bizim içen ne kadar büyük merhamettir.

Oruç Merhamet Tecellisidir

Ebu Hureyre’den aktarılan bir kutsi hadisle orucun nasıl bir merhamet tecellisi olduğunu yeniden hatırlayalım.

قال اللَّه عَزَّ وجلَّ : كُلُّ عملِ ابْنِ آدم لهُ إِلاَّ الصِّيام ، فَإِنَّهُ لي وأَنَا أَجْزِي بِهِ . والصِّيام جُنَّةٌ فَإِذا كَانَ يوْمُ صوْمِ أَحدِكُمْ فلا يرْفُثْ ولا يَصْخَبْ ، فَإِنْ سابَّهُ أَحدٌ أَوْ قاتَلَهُ ، فَلْيقُلْ : إِنِّي صَائمٌ . والَّذِي نَفْس محَمَّدٍ بِيدِهِ لَخُلُوفُ فَمِ الصَّائمِ أَطْيبُ عِنْد اللَّهِ مِنْ رِيحِ المِسْكِ . للصَّائمِ فَرْحَتَانِ يفْرحُهُما : إِذا أَفْطرَ فَرِحَ بفِطْرِهِ ، وإذَا لَقي ربَّهُ فرِح بِصوْمِهِ

Aziz ve celîl olan Allah "İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir.Oruçbenimiçindir,mükâfatınıdabenvereceğim"buyurmuştur.

Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum’ desin.

Muhammed'in canı kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, oruçlununağız kokusu,Allahkatındamiskkokusundandahagüzeldir.

Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Birisi, iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır."[5]

 

Teravih Merhamet Tecellisidir

Bir hadisle bugün ilkini kılacağımız teravih namazımızın bizlere nasıl bir merhamet tecellisi olduğunu anlayalım.

منْ قام رَمَضَانَ إِيماناً واحْتِساباً غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ

"Kim ramazanın faziletine inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek terâvih namazını kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır."[6]

Yaratan yarattıklarının hep iyilikler içerisinde olmasını ister. Bunun içinde Kutsal Kitaplar göndermiş, bu kitapların yaşantıya aktarılması için ise örnek olarak Peygamberler göndermiştir. Hata yapan kullar için ise merhamet kapısı hiçbir zaman kapatılmamıştır. Hatta hatasından dönenler için Allah her zaman bağışlayıcı olarak kulunun yanında olmuştur. Nitekim bu hususta birçok ayetten birkaçı şöyledir.

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعاً إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

“Ey kendilerinin aleyhinde çalışarak haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar.”[7]

وَأَنِ اسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ يُمَتِّعْكُم مَّتَاعاً حَسَناً إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذِي فَضْلٍ فَضْلَهُ وَإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنِّيَ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَبِيرٍ

“Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O’na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.”[8]

İnsanlar içinde en merhametli olan ve en güzel örnekleri bize sunan Hz. Peygamber (s.a.s.)’den iki örnek;

“Üsâme b. Zeyd (r.a) anlatıyor: Hz Peygamberin yanındaydık. Kızı Zeynep ona, "Çocuğum ölmek üzeredir, lütfen bize kadar geliniz" diye haber gönderdi.

Sevgili Peygamberimiz, hayatın insana verilmiş bir ilahî emanet olduğunu ve sabrederek mükâfat kazanmanın iyi bir fırsatını yakaladığını kızına hatırlatarak haber gönderdi:

-Kızım, Veren de, alan da Allah'dır. Her şeyin belli bir ömrü vardır. Sabret, yavrum! Göstereceğin sabrın Allah katında büyük sevabı olduğunu hatırla!

Fakat Hz. Zeynep babasının bir an önce gelmesini ve ciğerparesini son bir defa kucağına alarak onu ebedî âleme hayır ve bereket kazanmış olarak göndermesini istediği için tekrar haber saldı.

O zaman Efendimiz, büyük sahabilerinden birkaçıyla birlikte kızının evine gitti. Ölümün eşiğinde olan ve "zayıflıktan ötürü vücudu eski bir kırbaya dönmüş bulunan" yavruyu O'nun kucağına verdiler. Merhamet Peygamberi ağlamaya başladı. Mübarek gözlerinden dökülen inci tanelerini gören büyük sahabi Sa'd ibni Ubade hayretler içinde kaldı:

-Ya Resûlallah! Bu hâl nedir? deyince, Peygamberimiz de:

-Bu gözyaşı, Allah Teala'nın,  kullarının gönüllerine koyduğu, kendi rahmetinin bir eseridir. Cenab-ı Hak bu duyguyu, kullarından istediğine ihsan eder.”[9]

“Sene Miladi 620.... Mekke'de hüzün senesi..   Sevgili

Peygamberimizin en yakınları vefat etmiş,  Sevgili eşi Hz. Hatice, en zor günlerinde her zaman kendisini destekleyen amcası  Ebû Tâlib üç gün arayla vefat etmiş...

Zulüm ve baskılar artmış, Mekke daralmış...

Taif Mekke'ye iki günlük mesafede bir yerleşim merkezi... Oraya gitse, acaba bir nefes alma imkanı bulabilir mi? Mukaddes emaneti taşıyacak bir yürek çıkar mı karşısına?

Taif...Eşrafın kapısı çalınıyor. Bir yürek aranıyor...

Yok... Üstelik alay ve hakaret var, eza ve cefa var, aşağılama var, hatta öfke var...

Sonra ayak takımını örgütleyip O güzeller güzelinin üstüne sürme var...

Yollarda taş sağanağı...

Nereni savunacaksın... Baş, göz, beden... Allah Resûlü kan revan içinde kalıyordu.

O'nu, atı­lan taş­lar­dan ko­ru­ma­ya ça­lı­şan fedakâr sa­habi Zeyd b. Hârise (r.a) de ya­ra­lan­ıyor. O, Allah Re­sû­lü'ne atı­lan taş­la­ra ken­di vücudunu si­per ede­rek:

"-Ey Tâ­if hal­kı! Taş­la­dı­ğı­nız kim­se­nin bir pey­gam­ber ol­du­ğu­nu bi­li­yor mu­su­nuz?!." di­yor­, diyor ama nafile...

Ken­di­le­ri­ni zor-zah­met Mek­ke­li­le­re ait bir bah­çe­ye, bir hur­ma ağa­cı­nın al­tı­na atı­ver­iyorlar.. Yer ve gök mahzun... Me­lek­ler mahzun...

Birdenbire Cebrail (a.s)  beliriverir ve eğer izin verilirse, çevredeki dağı, bu azgın insanların başına geçirebileceğini teklif ediyor.  Allah Resûlü çok rencide olduğu bu dakikalarda bile,  "Hayır!" diyor. Evet O, çok ileride bile olsa, onların neslinden (kıyamete kadar) yalnızca Allah'a ibadet edip O'na şirk koşmayan birileri çıkacaksa, belâlara karşı "Hayır!" diyor...[10]

Ve sonra merhamet Peygamberi ellerini açıp Allah'a şöyle dua ediyor:

“Allah'ım, kuvvetimin yetersizliğini, çarelerimin tükenişini ve insanlarca horlanışımı sana havale ediyorum. Ey acıyanların en merhametlisi, sen horlananların Rabbi, Beni kime bırakıyorsun, hayatımı cehenneme çevirecek düşmanıma mı, yoksa işimin sahibi kıldığın akrabalarıma mı! Eğer bana kızgın değilsen, aldırmam! Senin bana ihsan ettiğin afiyet, benim için daha önemli ve yararlıdır" 

Yâ Rabb gazabına uğramaktan, rızandan mahrum kalmaktan, senin karanlıkları aydınlatan, din ve dünya işlerini dengeleyen yüzünün nuruna sığınırım, sadece senin rızanı isterim, yeter ki sen razı ol, çare de ancak seninle, güç de ancak seninledir”.[11]

 

Alvarlı Muhammed Lütfi (Efe Hz.)’in şu beyti ramazanda bizim merhamet ve şefkat yolumuz olsun.

İhtiyara eyle hürmet
Sabîlere kıl merhamet
Misafire sarf et ni'met
Allah'dan istersen rahmet
Sakın incitme bir canı
Yıkarsın arş-ı Rahman'ı

Bu ramazan merhamet kanatlarımızı herkesin her şeyin üzerine indirdiğimiz bir ay olsun.

Bu ramazanda günahlarımıza tövbe ederek ve bir daha dönmemeye çaba göstererek,  ibadetlerimizi yerine getirerek, ahlakımızı güzelleştirerek, imanımızı kâmil hale getirme yollarını gözeterek kendimize merhamet edelim. Cennetlik için yaratılan bu bedeni cehenneme götürmeyelim.

Bu ramazanda çocuklarımıza ibadet alışkanlığı kazandırarak, İslam’ın en güzel ilkelerini öğreterek ve kendimizde onlara örnek olarak ailemize merhamet edelim. Onları da cehennemin dehşetli azabında korumaya çalışalım.

Bu ramazanda ihtiyaç sahiplerine yardım ederek onlara merhamet edelim. Başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyada yaşayan kardeşlerimize özelliklede son elli yılının en kurak zamanını geçiren ve açlıktan dolayı insanların yaşamını yitirdiği Somali’de bulunan kardeşlerimize yardım edelim. Biz onlara merhamet edelim ki, Rabbimizde bizlere merhamet etsin.

Bu ramazanda bitkilere, hayvanlara merhamet edelim. Onları da gözetelim. Bir ağaç kesmek yerine bir ağaç dikelim. Bir hayvana aş verelim. Oda ramazanın merhametinden istifade etsin.

Her ramazan olduğu gibi bu ramazanda bizim için bir fırsat. Bu fırsatı değerlendirenler için Allah’ın rahmet deryası onları beklemektedir. Haydi, hep beraber, birlik ve beraberlik içerisinde Rabbimizin şu ayetine sımsıkı sarılalım.

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَاناً وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.”[12]

Bu ramazan bizim için bir dönüm olmalı. Çünkü bu hayatı ne zaman ve nerede sonlandıracağımızı bilmiyoruz. Ebu Turab Hz. Ne güzel ifade etmektedir.

Bugünü düşünürüm.
dün geçti, yarın var mı?
gençliğime de güvenmem,
ölen hep ihtiyar mı?

Şu an yaşıyorsak bu bizim için çok değerli. Çünkü şu an itibariyle tövbe ederek günahlarımızı affetirme imkânımız var. Çok geç olmadan, eyvah demeden ölüm gelmeden uyanalım. Merhametin tecellisi olan Ramazandan istifade edelim, Rabbimizin rızasına nail olalım.

Yüce Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de bizlere öğrettiği şu dua ile vaazımıza son veriyoruz.

رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنتَ الْوَهَّابُ

“Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi hakikatten saptırma ve yüce katından rahmetini bizlere bağışla. Şüphesiz sen çok lütuf sahibisin.”[13]

Ramazan-ı şerifiniz mübarek olsun. İbadetlerimiz makbul, amelimiz Salih, niyetlerimiz halis, ahlakımız güzel olsun. Rabbim bizi merhamet edenlerden ve merhamete nail olanlardan eylesin. Allah’a emanet olun.

Ahmet ÜNAL

Uzman Vaiz

www.guncelvaaz.com

 

 

 

 

 

 

 


 

[1] Fatiha,1/2-3

[2] Buhari, "Edeb", 19

[3] En’am, 6/155

[4] Müslim, Taharet, 16

[5] Buhari, Savm 9

[6] Buhari, İman, 37

[7] Zümer, 39/53

[8] Hud, 11/3

[9] Buhârî, "Cenâiz" 32

[10] Buhârî, "Bedü'l-Halk", 7

[11] www.merhamet.org sitesinden alınmıştır

[12] Al-i İmran, 3/103

[13] Al-i İmran, 3/8